İçeriğe geç

Tarihî tekerrürler birbirini takip edip durdu. Sefahat ve ruh sefaletleri hep yeni felaketler doğurdu. Ve medeniyetler kurmuş koskoca milletler, hiç ama hiç mukavemet gösteremeden sessizce yıkılıp gittiler. Aslında gitmemeleri de düşünülemezdi. Zira ruhlarına duyurulan gerçekleri çoktan unutmuş; çoktan bin bir değişikliğe uğramış ve özlerinden uzaklaşmış bulunuyorlardı. Sonra da bir istidrac2 olarak yığın yığın nimetlere mazhar oldular. Artık hayallerinde hep yaşama sevdası; gönüllerinde rengârenk zevk ve hayatın her yönünden istifade etme humması hüküm-ferma idi. Bu sarhoşluk ve bu hissizlikle “ilelebed” yaşayamazlardı ve öyle de oldu. Gök, parça parça üzerlerine döküldü. Yer, bütün gayz ve nefretiyle onların üstüne yürüdü.

65