وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ : Âyet-i kerimede وعَلَيْهِمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ yerine وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ denilmektedir ki bu ifadeden, onların bu azabı, tıpkı mal kazanır gibi kendilerinin kazandıkları anlaşılmaktadır. Yani onlar, tarlalara iyi bir tohum zannıyla zakkum saçmışlar, faydalı bir ürün elde ettik düşüncesiyle de ektiklerini biçip hasat ederek ambara doldurmuşlar; ne var ki ambara doldurdukları şey daha sonra karşılarına yılan ve çıyan olarak çıkmış. Sanki onlar kendi lehlerine bir iş yaptıkları zannıyla her zaman çalışmışlar ama hep belâ ekip azap biçmişlerdir.
عَذَابٌ kelimesine gelince o, yukarıda da izah edildiği gibi, “tatlı” mânâsına da gelen bir kökten gelmektedir; evet, sanki onlara, küfür ve küfrandan lezzet aldıkları hatırlatılarak, işaret tarikiyle, “Tatlı amelinizin acısını çekin!” diye başlarına vurulmakta, yüzlerine çarpılmaktadır. Yani عَذْب “tatlı (su)” kelimesinin türediği aynı kökten gelmesi itibarıyla عَذَابٌ kelimesi kullanılarak, “Esasen bu azaba müstehak olanlar, Cennet ehli gibi ahirette ilâhî nimetleri tadacaklardı; fakat onlar, iradelerini suistimal edip kötüye kullandıklarından dolayı, o tatma, azap hâline dönüştü.” şeklinde bir tehvîle (korkutma) gidilmiştir.
Ayrıca عَذَابٌ kelimesindeki tenvin, tenkîr için olması itibarıyla tazim ve tehvîle de delâlet etmektedir. Tenkîrin, tazime delâlet etmesi, azabın ihata edilemeyecek kadar büyük olduğuna; tehvîle delâlet etmesi ise, onun tasavvurunun dahi insanı ürpertecek kadar korkunç olduğuna işaret etmektedir. Tenvinin tenkîr için olması, bazen de anlatılmak istenilen şeyin meçhul olduğunu göstermektedir ki bunda, Cehennem azabının dünya azabı cinsinden olmadığı ve dünya azabı ne kadar büyütülürse büyütülsün asla Cehennem azabının büyüklüğünü ifade edemeyeceğine de bir ima vardır.
عَظِيمٌ kelimesi ise, tazim ifade eden عَذَابٌ’deki tenvine açık bir te’kiddir.