İçeriğe geç

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in düşünce sisteminde bu melun, merdûd ve matrûd (kovulan) varlık, hissiyata mağlup olmanın prototipidir. Aslında o, cin taifesindendir ve meleklerle de alâkası yoktur. İhtimal o, insanların terakkisine negatif yönde bir zemberek konumundadır; onunla mücadele etme ve onun tesvîl ü tezyinine (aldatmak için günahları süslü göstermesine) bakıp Cenab-ı Hakk’ın inayetine sığınma zembereği… Şeytanın yaratılmasında böyle bir şey söz konusu olsa da onun mahiyeti, işi, icraatı çirkindir. Hususiyle insanların fiillerine karışması, o fiillerin akıbetlerinde tezyin şeklinde bir tesiri olması yönüyle o, çok kabihtir. Onun içindir ki, her Kur’ân okurken ve hususiyle de sabah-akşam dualarında: أَعُوذُ بِاللّٰهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ demek suretiyle hep ondan istiaze eder, yatarken-kalkarken sürekli istiaze ile Allah’a ahd ü peymânımızı yeniler, her zaman onun şerrinden Allah’a sığınır, hıfz u inayetine girme cehdinde bulunuruz.

Şeytan, mü’minlerin nazarında, bizzat yaratıcı olmasa bile insanların heva-i nefsini tehyiç ve tahrik etme adına “kesb”e müessir mahiyettedir. Bazı tasavvufçuların onu bir zaviyeden de olsa itaatin sembolü olan Hazreti Âdem’in üzerine çıkarmaları ve “Emre itaati Âdem’den, aşkı da şeytandan öğrenmek lazımdır.” demeleri büyük bir yanlışa kapı aralama anlamına gelmektedir. Ayrıca şeytan, kendilerini İslâm içinde gören Yezidiler tarafından da ilâhlık seviyesine kadar yükseltilmiştir ki bu da ayrı bir dalâlettir. İhtimal, bu fâsit inanç sahipleri, Allah’a secde ettikleri gibi şeytana da secde etmektedirler.

312