İçeriğe geç

Münafıkın bu durumunu وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا beyan-ı sübhânisi apaçık göstermektedir. Onlar, iman edenlerle karşılaştıklarında اٰمَنَّا derler. Evet, Hakk’ın kuvveti, İslâm’ın ihtişamı ve Müslümanların satveti karşısında küçük dillerini yutup اٰمَنَّا der, zillet gösterir, boyun büker, bel kırar ve serfürû ederler. Onlar bunu mü’minlerin yararlandığı nimetlerden istifade etmek için yaparlar.

وَإِذَا خَلَوْا إِلٰى شَيَاطِينِهِمْ : Münafıklar, mü’minleri hiçbir zaman candan kabul etmezler. Onların nokta-i istinadı ve fikir babaları, sık sık buluşup, baş başa kalıp, kendilerinden fayda umdukları cinnî ve insî şeytanlarıdır, hemen her zaman onlara dayanırlar; zira kalben onların yanındadırlar. Devamlı mü’minlerin içinde kalmaları, insî şeytanlar tarafından ta’n u teşnîye (kötülemeye ve ayıplamaya) sebebiyet vereceği endişesiyle arayı uzatmadan hemen gider onlara yanaşır ve onlarla vuslat yaşarlar; yaşarlar da sık sık إِنَّا مَعَكُمْ “(Aklınıza başka bir şey gelmesin) biz tabi ki sizdeniz.” derler ve onlara karşı vefa ahd u peymanında bulunurlar, ama bu bir nifaktır, arkasında da bir kısım Ehl-i Kitap vardır. Bunların, apaçık bir bürhanla gelen Resûl-i Ekrem’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun insanlığın son halaskârı olduğunu, ilk mü’minler olan ashab-ı kiram’ın (radıyallâhu anhüm) da Kur’ân’ın bir mucizesi olduklarını görmelerine, dahası Efendimiz’i de (sallallâhu aleyhi ve sellem) evlatları gibi tanımalarına rağmen temerrüt edip O’na karşı sürekli düşmanlık içinde bulunmaları münafıklara malzeme teşkil ediyordu ki, âyet icmâlen bu hususları işaretlemektedir.

310