وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلٰى عَذَابٍ عَظِيمٍ “Çevrenizdeki bedevilerden ve Medine ahalisinden öyle münafıklar vardır ki, onlar nifak işinde fevkalâde mahirdirler. Pek sinsi hareket ettikleri için Sen onları bilemezsin, ama Biz onları pek iyi biliriz.. ve onları çifte cezaya çarpacağız. Sonra da azabın daha müthişine itileceklerdir.” (Tevbe sûresi, 9/101)
Bir başka âyet-i kerimede de,
وَلَوْ نَشَۤاءُ لَأَرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمَاهُمْ “Eğer dileseydik onları Sana tek tek gösterirdik, Sen de onları alâmetlerinden tanırdın.” (Muhammed sûresi, 47/30)
buyrulmaktadır.
لَوْ edatının ifade ettiği mânâdan hareketle, “Eğer dileseydik onları Sana gösterirdik, Sen de onları tanırdın.” ifadesinden, Cenab-ı Hakk’ın münafıkların hepsini Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bildirmediği ve Nebiler Serveri’nin de onları tanımadığı anlaşılmaktadır. Evet, Allah Resûlü’nün münafıklardan bildikleri olduğu gibi bilmedikleri de vardı. Herhâlde Cenab-ı Hak, onların en şerlilerini Efendimiz’e bildirmişti. Allahu a’lemu bissavâb.
[1] Bkz.: Nisâ sûresi, 4/143.[2] Buhârî, tefsîru sûre (63) 5, 7; Müslim, birr 63.