1. Yukarıda da ifade edildiği gibi kâfir hakkında Cenab-ı Hakk’ın hükmü belli olup mü’minler bu zümreye karşı uyarıldıktan sonra, tavırları açık ve net olmayan münafıklara geçilmiştir. Münafıklar, Kur’ân-ı Kerim’de de ifade edildiği gibi, iki taraf arasında gel-git yapmaları[1] ve bazen Müslümanlara yaklaşmaları bazen de yandaşlarıyla beraber olmaları itibarıyla sabit bir çizgileri olmadığından, bunların umumi ahvâl ve ahlâkını gösterme adına Kur’ân-ı Kerim gayet veciz bir şekilde ruh portrelerini ortaya koyarak onlar karşısında mü’minleri dikkatli olmaya çağırmaktadır. Dikkat edilecek olursa küfürle iman arasında pek çok mertebe bulunması ve münafığın bu mertebeler arasında sürekli mekik dokuması, öyle karışık bir hâlet-i ruhiyenin ifadesidir ki, bunu bir tabloda bütün hatlarıyla resmetmek çok zordur. Bunların bu oynak ruh hâllerini anlatmak için belki de bir cilt eser yazmak gerekecektir. Ancak Kur’ân-ı Kerim, koca bir cilt eserle anlatılabilecek bu meseleyi kâfirlere nispeten biraz uzunca olsa da beş-on âyetle gayet veciz bir şekilde anlatmaktadır.
2. Münafıklardan gelecek şer, kâfirlere nispeten daha gizli, dolayısıyla da onlar daha tehlikelidirler.
3. Kıyamete kadar insanlık içinde bu türden, vicdanları tefessüh etmiş ve nifaka kilitlenmiş kimseler hemen her zaman bulunacağından, mü’minlerin bu tür tembihlere ihtiyaçlarının olacağı açıktır. İşte bu sebepledir ki âyetler, mü’minlerin münafıklara karşı uyanık olmalarını tembih için onlara ezelî bir ders vermektedir.