“Allah, kulunun tevbesinden sonsuz derecede memnun ve mesrur olur. Şöyle ki, bir insan çölde yolculuk yapıyor. Bütün azığı, eşyası ve suyu üzerinde olan devesi onu bırakıp kaçıyor. Adam sağa sola koşuşup devesini arıyor; fakat sonunda yorgun ve ümitsiz bir hâlde bir ağacın altında uyuyakalıyor. Gözlerini açtığında bir de ne görsün; devesi, üzerindeki eşyasıyla beraber başucunda durmaktadır. Adam sevincinden öyle hâle geliyor ki, Cenâb-ı Hakk’a şükrederken yanlışlıkla, ‘Ben Senin rabbin, Sen de benim kulumsun!’ diyor. İşte tevbe eden kulu karşısında Cenâb-ı Hakk’ın ferahı bu adamınkinden daha fazladır.”5
Elbetteki hadiste geçen “ferah” tabirini, bizim anladığımız mânâda ve bizim ölçülerimiz içinde Cenâb-ı Hakk’a izafe ve isnat edemeyiz. O’nun ferahı istiğna-ı mutlakına uygun bir ferah-ı mukaddestir ki, biz onun keyfiyetini idrakten âciziz. Bununla beraber, kulun tevbesi, Cenâb-ı Hakk’ı işte bu şekilde memnun etmektedir. Ve bizim için mühim olan da bu mânâyı anlamaktır.