İçeriğe geç

Bunun yanı başında, gönüllere nur saçan ve insanları maddî âlem ötesi iklimlerde dolaştıran tekye ve zaviyeler daha bir başkaydı. O zamanlar tasavvuf ehlinden öyleleri vardı ki, nazarları zaman ve mekânların en karanlık noktalarına kadar ulaşabiliyordu. Ve bunlar sayılamayacak kadar da çoktu. Bunların içinde öyleleri de vardı ki: “Ben bir lahza Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) mülâhazasından ayrı kalsam mahvolurum!” diyordu. Yine bunlar arasında “Yakaza hâlinde ben Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) temessülen 75 defa gördüm.” diyenler vardı. Bazıları, sahabilerle görüşüyor ve enbiyâ-i izâma misafir gidiyordu. Niceleri gönüllerindeki derinleşme ve mazhar oldukları vâridât-ı sübhâniye ile çağlayanlar hâline geliyor ve mâşerî vicdana boşalıyorlardı. Nasıl ki Cenâb-ı Hak, Nil-i mübareki çöle bağlayıp onunla o kum deryasını suluyordu, öyle de, mukaddes feyizler hâlinde nezdinden gelen deryaları onların gönüllerine bağlamıştı. Artık vicdanî terbiyenin olgunlaştırmasıyla, Allah onları katre iken derya yapmış, zerre iken güneş hâline getirmiş, hiç ender hiç iken de onlara kâinatlar kadar inbisat vermişti.

Meselâ, bunlardan Muhyiddin İbn Arabî, 4. Murat’ın Revan Seferinin 6 ayda olacağını hem de adını vererek bildiriyordu. Ve yine Abdülaziz’in kolları kesilmek suretiyle katledileceğini asırlar önce haber veriyordu. Evet, eş-Şeceretü’n-Numaniye bu kabîl pek çok vak’ayı buğulu bir cam arkasından seyrettiren enteresan bir esrar hazinesidir.

Evet, tekye, medrese ile iç içe girmiş ve insanı ruhuyla, kalbiyle, aklıyla ve bütün letaifiyle en kâmil mânâda ele alıyor ve “İnsan-ı kâmil”e giden şehrahlar hazırlıyordu.

212