İçeriğe geç

Şimdi, bunu nasıl tevfik edeceğiz, onu bir misalle izah etmeye çalışalım: Meselâ güneş bize bizden yakındır. Ama biz ondan çok uzağız. Güneş haddizatında bir tanedir, fakat her gün çeşitli boydaki dalgalarıyla başımızı okşar, her gün ağaçların dallarında bizim hesabımıza meyveleri kendi kazanında pişirir durur.. Güneşin harareti, ziyası, ışığı, renkleri tıpkı onun sıfatları gibidir. Eğer harareti onun kudreti, ışığı ilmi, yedi rengi de görmesi, duyması vs. gibi duyguları olsaydı, bize bizden daha yakın olarak bizde tasarruf yapacaktı. Kaldı ki güneş, kesif ve maddî bir varlıktır. Onun bünyesinde her zaman hidrojen helyuma dönüşüp bundan hâsıl olan ve milyonlarca tona tekabül eden ışın ve radyasyonlar da gelip bize, küremize, küremiz gibi daha nice yerlere ulaşmaktadır. Kaldı ki, güneş, netice itibarıyla maddeden ibaret bir varlıktır. Hâlbuki Allah maddeden münezzeh ve müberradır. Allah; ışın, radyasyon veya atom değildir. O, bunları yaratandır. Onun için bunlardan başkadır.. Allah Teâlâ Münevvirunnur’dur. Nura fer veren O’dur; nuru tasvir eden, şekillendiren O’dur; nura kaynak olan O’dur; nuru yaratan O’dur. Bütün ziyalar, ışıklar, hararetler, renkler, O’nun kabza-i tasarrufundadır.

Allah’ın yarattığı güneş öyle olunca, elbette Allah (celle celâluhu) evveliyetle hem bir tane, hem de her yerde hâzır ve nâzır olacaktır. Kaldı ki Nur ismine mazhar ehlullahtan, “ebdâl” dediğimiz bir kısım zatlar, “vücud-u mevhibe-i rabbaniye”leriyle, yani ruh buudlu ikinci vücudla bir anda yüzlerce yerde bulunabiliyorlar. Sözlerine itimat edilir pek çok kişinin şehadetiyle bir zat, aynı günde hem İzmir’de hem Eskişehir ve hem de Ankara’da görülebilmektedir. Ve onu, kim bilir daha nerelerde görenler vardır!

113