isimlerinin tecellilerini göstermek istemesiyle, her hadise sebeplere bağlanmıştır. Her şey, bir sebep neticesinde meydana gelir. Fakat pek çok yerde ve farklı Söz’lerde açıkça ispat ettiğimiz gibi, “Sebeplerde hakiki yaratma kabiliyeti yoktur.” Şimdilik yalnız şu kadarını deriz ki: Sebepler içinde, açıkça en kıymetli, iradesi ve tasarrufları en geniş olan, insandır. İnsanın da en açık iradî filleri içinde en çok görünenleri yemek, konuşmak ve düşünmektir. Bu üç fiil de gayet muntazam, hayret verici, hikmetli birer silsileden oluşur. Onların insanın iradesine bırakılan kısmı ise ancak yüzde birdir. Mesela yemekte, beden hücrelerinin beslenmesinden tut, neticelerinin meydana gelmesine kadar olan işler silsilesi içinde insanın iradesine verilen yalnız ağızdaki dişlerin değirmenini hareket ettirip yemeği çiğnemektir. Ve konuşmak fiilinde yalnız havayı harflerin çıkış yerlerinin kalıplarına sokup çıkarmaktır. Ağızdaki bir tek kelime bir çekirdek gibiyken, bir ağaç hükmüne geçer. Havada milyonlarca aynı kelimeyi meyve verir. Milyonlarca dinleyenin kulaklarına girer. İşte bu misalî sümbüle, insanın hayali ancak yetişebilirken iradesinin kısacık eli nasıl yetişsin?
Madem sebepler içinde en şerefli, aziz ve iradeye en çok sahip olan insanın, hakiki yaratma fiilinde böyle eli bağlıdır. O halde cansız varlıklar, hayvanlar, başka unsurlar ve tabiat nasıl hakiki tasarruf sahibi olabilir? O sebepler yalnızca birer zarftır, Cenâb-ı Hakk’ın benzersiz bir şekilde yarattığı varlıklara birer kılıf ve Rahmanî hediyelere birer tablacıdırlar. Elbette bir padişahın hediyesinin kabı, hediyenin sarıldığı mendil veyahut hediyeyi getiren asker, o padişahın saltanatına ortak olamaz; onları ortak kabul eden, saçmalamış olur. Aynen öyle de, görünüşteki sebeplerin ve vasıtaların Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetinde hiçbir şekilde hissesi bulunamaz. Onların, kulluk hizmetinden başka nasipleri yoktur.
İkinci Maksat
Allah’a ortak koşanların vekili, şirk iddiasını hiçbir şekilde ispat edemediğinden ve ispat etmekten ümidi kestiğinden, Allah’ın birliğine inananların yolunu şüphe ve kuruntularla bozmak ister.
Şöyle ikinci bir soru sorar: Ey tevhid ehli! Siz diyorsunuz ki:
Dipnotlar
- Bkz. Enfâl sûresi, 8/17; Sâffât sûresi, 37/96.