İçeriğe geç
Sözler

yarattık, yeryüzünün her tarafını onlarla güzelleştirdik; hem yeryüzüne gökten nasıl bereketli bir su gönderiyoruz… Bağ ve bahçeleri, tohumları, yüksek, leziz, meyveli hurma gibi ağaçları o suyla yaratıp kullarıma rızkı onunla yolluyorum, yetiştiriyorum. Hem görmüyor musunuz, o su ile ölmüş yeryüzünü yeniden diriltiyorum. Dünyada binlerce haşir numunesi gösteriyorum. Kudretimle o bitkileri nasıl ölmüş topraktan çıkarıyorsam, sizi de haşirde kabirlerinizden öyle çıkaracağım. Kıyamette yeryüzü ölecek, siz kabirlerinizden sağ olarak çıkacaksınız.”

İşte bu ayetlerin haşri ispatta gösterdiği eşsiz beyan -ki onun da binde birine ancak işaret edebildik- nerede… İnsanların bir iddiaları için sarf ettikleri sözler nerede!..

***

Bu risalenin başından buraya kadar tahkik adına ve tarafsız bir değerlendirmeyle Kur’an’ın mucizeliğini inatçı bir düşmanına kabul ettirmek için onun pek çok hukukunu gizli bıraktık. O güneşi mumlar katına indirip onlarla kıyaslıyorduk. Sonra bu risale tahkik vazifesini yerine getirip Kur’an’ın i’cazını parlak bir surette ispatladı. Şimdi ise tahkik değil hakikat adına bir-iki söz ile Kur’an’ın hiçbir şeyle kıyaslanamaz gerçek makamına işaret edeceğiz.

Evet, başka sözlerin Kur’an ayetlerine nispeti, şişelerde görünen küçücük parıltıların gerçek yıldızlara nispeti gibidir. Her biri sarsılmaz birer hakikati tasvir eden, gösteren Kur’an beyanları nerede; insanın kendi sınırlı fikir ve duygularının aynacıklarında kelimelerle ifade etmeye çalıştığı mânâlar nerede!.. Hidayet nurunu ilham eden, güneşin ve ayın Hâlık-ı Zülcelâl’inin kelâmı Kur’an’ın melekler gibi canlı kelimeleri nerede; insanların, hevesleri uyandırmak için aldatıcı nefisleriyle, yalancı incelikleriyle sarf ettikleri ısırıcı kelimeler nerede!.. Evet, ısırıcı haşeratın mübarek meleklere ve nuranî ruhanilere nispeti ne ise, insanların sözlerinin Kur’an’ın beyanına nispeti odur. Şu hakikatleri Yirmi Beşinci Söz ile beraber önceki yirmi dört Söz ispat etmiştir. Bu davamız temelsiz değildir; delili, geçmiş neticelerdir.

Evet, her biri hidayet cevherinin birer incisi, iman hakikatlerinin birer kaynağı, İslam esaslarının birer madeni olan ve doğrudan doğruya Rahman’ın arşından gelen, kâinatın üstünden ve dışından insana bakıp inen, ilim, kudret ve iradeyi içeren ve ezelî bir hitap olan Kur’an’ın

525