çalışmışlar. Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) “Kıyameti bekleyiniz, ona hazır olunuz.” diye tekrar etmesi, şu hikmetten ileri gelen nebevî bir yol göstermedir. Yoksa belli bir hadiseye dair bir vahyin hükmüyle değildir ki hakikatten uzak olsun. Sebep ayrı, hikmet ayrıdır. İşte Hazreti Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselam) bu tür sözleri, kıyamet vaktinin gizli bırakılmasındaki hikmetten ileri geliyor.
Bunun bir sırrı da şudur: Mehdî ve Süfyan gibi ahirzamanda gelecek şahısları çok zaman önce, hatta Tâbiîn devrinde beklemiş, onlara yetişmek istemişler. Hatta bazı veliler, “Onlar geçti.” demiş. İşte ilahî hikmet, kıyametin vakti gibi onların geleceği de vaktin belli olmamasını gerektirir. Çünkü her devir, her asır manevî kuvvetin takviyesini sağlayacak ve insanlığı ümitsizlikten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır. Her asrın bu mânâda bir hissesinin bulunması lâzımdır. Hem gaflet içinde kötülere uymamak ve nefsin dizginini kayıtsızlıkta bırakmamak için her asır, bozgunculuğun başına geçecek dehşetli şahıslardan çekinmeli ve korkmalı! Eğer o şahısların gelecekleri vakit belli olsaydı, herkesi irşad etmenin hikmeti ortadan kalkardı.
Şimdi, Mehdî gibi şahıslar hakkındaki rivayetlerin farklı olmasının sırrı şudur: Hadisleri yorumlayanlar, onların metnini kendi yorum ve hüküm çıkarmalarına uygulamışlar. Mesela, saltanatın merkezi o zaman Şam’da veya Medine’de olduğundan, Mehdi veya Süfyan ile ilgili hadiseleri o civardaki Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde düşünerek hadisleri öyle tefsir etmişler. Hem o şahısların şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaatlere ait büyük neticeleri o şahısların zâtlarında düşünerek yorumlamış, o fevkalâde şahıslar çıktığı vakit herkesin onları tanıyacağını düşünmüşler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır; akla kapı açılır, fakat irade elden alınmaz. Öyleyse o şahıslar, hatta o müthiş Deccal bile çıktığı zaman, çokları -hatta ilk başta kendisi de- Deccal olduğunu bilmez. O ahirzaman şahısları belki iman nurunun dikkatiyle tanınabilir.
Kıyamet alâmetlerinden olan Deccal hakkındaki hadis-i şerifte, “Birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü de diğer günler gibidir. Ortaya çıktığı zaman bütün dünya
Dipnotlar
- Buhârî, ilim 2, rikak 35; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 2/36.
- Müslim, fiten 110; Tirmizî, fiten 59; Ebû Dâvûd, melâhim 14; İbni Mâce, fiten 33; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 4/181.