İçeriğe geç
Sözler

ve ilahî terbiye ediciliğe akılsızca bir inatla karşılık verip, “Deprem, tabiatın eseridir, bir madenin patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin sıcaklığının elektrikle çarpmasıdır ki, Amerika’da bütün makineleri beş saat durdurmuş ve Kastamonu semâlarında havayı kızıllaştırmış, ona yangın sureti vermiştir.” diyerek mânâsız, saçma sözler söylüyorlar.

Dalâletten ileri gelen sınırsız bir cehalet ve dinsizlikten doğan çirkin bir inat yüzünden, sebeplerin yalnız birer bahane, birer perde olduğunu bilmiyorlar. Dağ gibi bir çam ağacının var olması için lüzumlu her şeyi dokumak ve yetiştirmek, bir köy büyüklüğünde yüz fabrika ve tezgâh gerektirirken, onun küçücük çekirdeğini gösterir ve “İşte şu ağaç bundan çıkmıştır.” diyerek Sâni’in o çam ağacındaki binlerce mucizesini inkâr edercesine görünüşteki bazı sebepleri ileri sürerler. Hâlık’ın iradesi ve hikmetiyle işleyen pek büyük rubûbiyetinin icraatını hiçe indirirler. Bazen gayet derin, bilinmez ve çok mühim, binlerce yönüyle hikmet taşıyan bir hakikate ilmî bir isim takarlar. Güya o isimle o hakikatin mahiyeti anlaşılır, basitleşir, hikmetsiz ve mânâsız hale gelir!

İşte gel, akılsızlığın ve ahmaklığın sınırsız derecelerine bak ki: Yüzlerce sayfa ile tarif edilse ve hikmetleri anlatılsa tam mânâsıyla ancak bilinecek olan derin, geniş ve meçhul bir hakikate bir isim takar, malûm bir şey gibi, “Bu, budur.” derler. Mesela, güneşin bir hususiyeti, elektrikle çarpmasıdır. O ahmaklar rubûbiyetin hususi ve kasdî bir hadisesini küllî, geniş bir iradenin ve bir varlık türüne ait hâkimiyetin unvanları olan ve “âdetullah” denilen yaratılış kanunlarının sadece birine bağlarlar. Böylece iradeden bağını keser, sonra onu tutup tesadüfe ve tabiata havale ederler. Bu şekilde Ebûcehil’den kat kat fazla bir cehalet gösterirler. Bir askerin veya bir taburun savaştaki zaferini askerî düzene ve kanuna dayandırıp o zaferi kumandanla, padişahla, hükümetle ve harekât taktiğiyle alâkasız görür gibi, asi birer divane olurlar.

Hem mesela, meyveli bir ağacın bir çekirdekten yaratılması gibi, mucizeler gösteren bir usta, tırnak kadar bir odun parçasından, yüz okka çeşitli yiyecek, yüz arşın farklı kumaş yapsa; bir adam da o

219