Bir saat kadar Eski Said damarıyla bunun tesirinde kaldım, üzüldüm. Ardından Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle kalbime şöyle bir hakikat geldi, sıkıntımı giderip o adama da hakkımı helâl ettirdi. O hakikat şudur:
Nefsime dedim ki:
Eğer onun hakaretleri ve anlattığı kusurlar, şahsıma ve nefsime ait ise Allah ondan razı olsun ki, nefsimin ayıplarını söylüyor.
Eğer doğru söylemişse beni, nefsimi terbiyeye sevk eder ve gururdan kurtulmama yardımcı olur.
Eğer yalan söylemişse riyadan ve riyanın esası olan yalancı şöhretten kurtulmama yardımdır. Evet, ben nefsimle barışmamışım. Çünkü onu terbiye etmemişim. Biri boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu söylese ya da gösterse ona darılmak değil, belki bundan dolayı memnun olmak gerekir.
Eğer o adamın hakaretleri benim imana ve Kur’an’a hizmetkârlık sıfatım sebebiyle ise o bana ait değil. O adamı, beni bu vazifede çalıştıran Sahib-i Kur’an’a havale ediyorum. O Aziz’dir, Hakîm’dir.
Eğer sözleri sırf bana sövmek, hakaret etmek, şahsımı çürütmek niyetiyle ise onun cevabı da bana ait değil. Ben sürgün, esir, garip ve eli bağlı olduğumdan, haysiyetimi kendi elimle kurtarmaya çalışmak bana düşmez. Belki misafiri olduğum şu köyü, sonra kazayı, sonra da vilayeti idare edenlere ve beni gözetim altında tutanlara aittir. Bir insanın elindeki esire hakaret edenin cevabını esirin sahibi verir, onu o müdafaa eder.
Madem hakikat budur, kalbim ferahladı وَأُفَوِّضُ أَمْرِۤي إِلَى اللّٰهِۚ إِنَّ اللّٰهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ dedim. O hadiseyi olmamış saydım, unuttum. Fakat maalesef sonra anlaşıldı ki, Kur’an onu helâl etmemiş...
İkinci Hadise: Bu sene işittim ki, bir hadise olmuş. O hadisenin meydana gelişinden sonra, yalnız kısaca nasıl olduğunu işittiğim halde, onunla ciddi alâkadarmışım gibi bir muamele gördüm. Zaten kimseyle haberleşmiyordum. Haberleşsem de pek nadir olarak, bir dostuma imana dair bir meseleyi yazıyordum. Hatta kardeşime dört senede bir tek mektup yazdım. İnsanlarla görüşmekten hem ben kendimi men ediyordum hem de ehl-i dünya bunu bana yasaklaşmıştı.
Dipnotlar
- “Artık ben işimi Allah’a bırakıyorum. Çünkü Allah kullarını pek iyi görmektedir.” (Mü’min sûresi, 40/44)