merci olmayı; şükre, niyaza, çaresizce yakarışlara ve insanlardan istiğnaya, yani kimsenin minneti altına girmemeye tercih etmekle tehlikeye düşer. Halbuki en yüksek mertebe Allah Resûlü’nün kulluğudur ki, “mahbubiyet” unvanıyla anılır. Kulluğun ise esas sırrı niyaz, şükür, tevazu içinde yakarış, huşû, acz, fakr, halktan istiğna yönüyle o hakikatin kemâline mazhar olmaktır. Bazı büyük veliler övünme, naz ve şatahata geçici olarak, iradeleri dışında girmişler fakat o noktada, iradeyle onlara uyulmaz; hidayeti, doğru yolu gösterirler ama ona götüremezler, arkalarından gidilmez!
Sekizincisi: Manevî zevklerine tutkun, aceleci bir kısım tarikat ehli, ahirette alınacak ve koparılacak velâyet meyvelerini dünyada yemek ister ve manevî yolculuğunda onları istemekle tehlikeye düşer. Halbuki وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيٓا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ gibi ayetlerle ilan edildiği ve çok Söz’de kesin bir şekilde ispatlandığı üzere, bekâ âleminde bir tek meyve fâni dünyanın bin bahçesine tercih edilir. Onun için o mübarek meyveleri burada yememeli! Eğer istenmeden yedirilirse şükretmeli! Onlar mükâfat değil, belki teşvik için ilahî bir ihsan olarak görülmeli!..
Dokuzuncu Telvih
Tarikatın pek çok meyve ve faydasından burada yalnız dokuz tanesini kısaca söyleyeceğiz.
Birincisi: İstikametli tarikat vasıtasıyla, ebedî saadetteki ebedî hazinelerin anahtarı, kaynağı ve madeni olan iman hakikatlerinin açığa çıkması ve aynelyakîn derecesinde görünmesidir.
İkincisi: İnsan makinesinin merkezi ve zembereği olan kalbi tarikat vasıtasıyla işletmekle diğer latifeleri harekete geçirip yaradılışlarının neticesine sevk ederek hakiki insan olmaktır.
Üçüncüsü: Berzah âleminde ve ahiret seferinde, tarikat silsilelerinden birine katılıp o nuranî kafile ile sonsuzların sonsuzu ahiret yolunda arkadaş olmak, yalnızlık ve korku hissinden kurtulmak, onlarla dünyada ve berzahta mânen yakınlık kurmak, vehim ve şüphelerin
Dipnotlar
- “Bu dünya hayatı aldatıcı ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir.” (Âl-i İmran sûresi, 3/185)
- Bkz. Buhârî, cihâd 6, 73; Tirmizî, cihâd 17, 26; İbni Mâce, zühd 39; Dârimî, rikak 99.
- Buhârî, îmân 39; müsâkat 107; İbni Mâce, fiten 14; Dârimî, büyû’ 1.