İçeriğe geç

gibi, insanın mahiyetindeki kalbin de sonsuz kâinat hakikatlerinin mazharı, kaynağı, çekirdeği olduğunu had ve hesaba gelmeyen veli zâtların yazdıkları milyonlarca nuranî kitap gösteriyor.

İşte madem insanın kalbi ve aklı bu merkezdedir; çekirdek halinde, büyük bir ağacın donanımını içerir ve ebedî, uhrevî, haşmetli bir makinenin âletleri, çarkları onun içine yerleştirilmiştir. Elbette ve herhalde o kalbin Fâtır’ı, insanın onu işletmesini ve potansiyel halden bilfiil vaziyete çıkarmasını, geliştirmesini ve onun hareketini irade etmiş ki, kalbi öyle yapmış. Madem irade etmiş, elbette kalb de akıl gibi işleyecek. Ve kalbi işletmek için en büyük vasıta, velâyet mertebelerinde Cenâb-ı Hakk’ı zikretmekle tarikat yolunda iman hakikatlerine yönelmektir.

İkinci Telvih

Kalben yapılan bu manevî yolculuğun ve bu ruhanî hareketin anahtarları, vesileleri Allah’ı zikretmek ve tefekkürdür. Bu zikir ve fikrin güzellikleri saymakla bitmez. Ahirete ait sayısız faydaları ve insana kazandırdığı kemâl vasıfları bir yana, yalnız telaşlı ve ızdıraplı dünya hayatına ait küçük bir faydası şudur:

Her insan hayatın telaşından, ızdırabından ve ağır sorumluluklarından bir derece kurtulmak ve nefeslenmek için herhalde bir teselli ister, bir zevk arar, yalnızlık ve korku hissini yok edecek bir dostluğu, yakınlığı araştırır. İnsanlığın medeniyet neticesinde meydana getirdiği toplum hayatında kurulan yakınlık, on insandan bir ikisine geçici olarak, belki gafletli bir şekilde ve sarhoşça bir dostluk hissi, aşinalık ve teselli verir. Fakat insanların yüzde sekseni ya dağlarda, derelerde başkalarından uzak yaşıyor, ya geçim derdi onları ücra köşelere sevk ediyor, veyahut musibetler ve ihtiyarlık gibi ahireti düşündüren vasıtalar sebebiyle cemaatlerinden gelecek dostluk ve yakınlıktan mahrumdurlar. Şu hal o hissi verip onları teselli etmez.

İşte böylelerinin hakiki tesellisi, ciddi dostluğu ve tatlı zevki; zikir ve fikir vasıtasıyla kalbi işletmekte, o ücra köşelerde, yalnızlık ve korku hissi veren dağlarda ve sıkıntılı derelerde kalbine yönelip “Allah!” diyerek kalb huzuruna erip o hisle, etrafında vahşetle kendisine bakan eşyanın dostça tebessüm ettiğini düşünmektedir. Böyle bir insan, “Zikrettiğim Hâlıkımın sayısız kulları her tarafta bulunduğu gibi, bana

564