ona müracaat edilmediğinden, dininin esaslarına dışarıdan bir elbise giydirilmiş gibi Hıristiyanlık adına örfî kanunlar, medeni düsturlar alınmış, o dine başka bir suret verilmiş. Bu suret ve elbise değiştirilse yine Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) esas dini bâki kalabilir. Bundan Hazreti İsa’yı (aleyhisselam) inkâr ve yalanlama çıkmaz.
Halbuki İslam dininin ve şeriatının sahibi Fahr-i Âlem (aleyhissalâtü vesselam) iki cihanın sultanı; doğu-batı, Endülüs ve Hint onun birer saltanat tahtı olduğundan, İslam’ın esaslarını bizzat kendisi gösterdiği gibi, dinin teferruatını ve diğer hükümlerini, hatta en küçük âdâbını da bizzat o getiriyor, o haber veriyor, o emrediyor. Demek, İslam füruatı değişmesi mümkün bir elbise hükmünde değil ki değiştirilince dinin esası bâki kalabilsin. Belki dinin esasının bedenidir, en azından bir cilttir. Onunla kaynaşmış, iç içe geçmiş; ayrılması mümkün değildir. Onları değiştirmekten, doğrudan doğruya Sahib-i Şeriat’ı (aleyhissalâtü vesselam) inkâr ve yalanlama mânâsı çıkar.
Mezheplerin farklı görüşleri, Sahib-i Şeriat’ın gösterdiği nazarî düsturların anlaşılma şeklinden ileri gelmiştir. “Zaruriyat-ı diniye” denilen ve yorumlanması mümkün olmayan, “muhkemât” adı verilen kesin düsturlar ise hiçbir şekilde değiştirilemez ve içtihada sebep olamaz. Onları değiştiren, başını dinden çıkarıyor; يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ kaidesine dâhil oluyor.
Bid’atçılar, dinsizliklerine ve inkârlarına şöyle bir bahane buluyorlar. Diyorlar ki: “İnsanlıkta peş peşe hadiselere yol açan Fransız İhtilâli’nde papazlara, ruhanî liderlere ve onların mezhebi olan Katolik mezhebine hücum edildi, o mezhep bozuldu. Sonra çokları tarafından bu doğru bulundu. Avrupalılar da ondan sonra daha çok ilerleme kaydettiler.”
Cevap: Bu kıyasın da öncekiler gibi farkı açıktır. Çünkü Fransızlarda Hıristiyanlık, bilhassa Katolik Mezhebi havas tabakanın ve hükümet adamlarının elinde çok zaman bir tahakküm ve baskı vasıtası olmuştu. Üst tabaka, avam üzerinde nüfuzunu o vasıtayla devam ettiriyordu. Ve Katoliklik, “serseri” dedikleri avam tabakadan uyanan
Dipnotlar
- “Okun avı delip ondan çıkması gibi dinden çıkarlar.” (Avı delip çıkan bir ok, avcıyı ‘acaba oka kandan bir şey bulaştı mı?’ diye şüpheye attığı gibi, dine girip Kur’an okudukları, namaz kıldıkları, oruç tuttukları halde kendilerine dinden hiçbir şey bulaşmadan çıkıp giderler.) Buhârî, fezâilü’l-Kur’an 36, edeb 95; tevhid 23, 57; Müslim, zekât 142-148.