İçeriğe geç

Bir zaman –Allah rahmet etsin– mühim bir zât, kayığa binmekten korkuyordu. Onunla beraber bir akşam vakti İstanbul’dan köprüye geldik. Kayığa binmek gerekti. Araba yok, Eyüp Sultan’a gitmeye mecburuz. Israr ettim. Dedi ki:

— Korkuyorum, belki batarız!

Ona dedim:

— Bu Haliç’te tahminen kaç kayık var?

— Belki bin.

— Senede kaç kayık batar?

— Bir iki tane, bazı sene de hiç batmaz.

— Sene kaç gündür?

— Üç yüz altmış beş.

— Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batma ihtimali, üç yüz altmış beş binde bir ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan, değil insan, hayvan bile olamaz!

Hem dedim ki:

— Acaba kaç sene yaşayacağını tahmin ediyorsun?

— Ben ihtiyarım, belki on sene daha yaşama ihtimalim vardır.

— Ecel gizli olduğundan, her gün ölme ihtimali var. Öyleyse üç bin altı yüz günde her gün vefatın muhtemel. İşte kayığın batması gibi üç yüz binde bir ihtimal değil, belki üç binde bir ihtimal ile bugün ölümün muhtemeldir, titre ve ağla, vasiyetini hazırla.

Aklı başına geldi, titrediği halde kayığa bindirdim. Kayığın içinde ona şöyle dedim:

— Cenâb-ı Hak korku damarını hayatın korunması için vermiş, tahrip edilmesi için değil! Ve o hissi, hayatı ağır, zor, elemli ve azap yapmak için vermemiştir. Tehlike iki, üç, dört ihtimalde bir, hatta beş altı ihtimalde bir ise tedbirli bir korku meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz veya kırkta bir ihtimalden korkmak evhamdır, hayatı azaba çevirir.

İşte ey kardeşlerim! Eğer dinsizlerin dalkavukları sizi korkutarak kutsî, manevî cihadınızdan vazgeçirmek için hücum ederlerse onlara deyiniz ki: “Biz Kur’an ehliyiz! إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ sırrıyla

530