sevk etmektir. Mesela dilini yalandan, gıybetten ve çirkin tabirlerden arındırmakla ona oruç tutturmak ve onu Kur’an okuma, zikir, tesbih, salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek... Mesela gözünü harama bakmaktan, kulağını fena şeyleri işitmekten men edip gözünü ibret için bakmak, kulağını hak söz ve Kur’an dinlemek için kullanmak gibi, diğer uzuv ve duygularına da bir nevi oruç tutturmaktır. Zaten mide, vücuttaki en büyük fabrika olduğundan oruç ile onun çalışmasına ara verdirilirse başka küçük tezgâhlar ona kolayca uydurulabilir.
Sekizinci Nükte
Ramazan-ı şerifin insanın şahsî hayatına bakan çok hikmetlerinden biri şudur:
Oruç, insana en mühim bir ilaç gibi maddî ve manevî bir perhizdir… Hem tıbben de bir perhizdir ki, nefsi yeme içme hususunda keyfine göre hareket ettikçe insanın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi, helâl-haram demeyip önüne gelen şeye saldırmak manevî hayatını da âdeta zehirler. Artık kalbe ve ruha itaat etmek o nefse güç gelir. Asice dizginini eline alır. İnsan daha ona binemez; o, insana biner. Fakat nefis ramazan-ı şerifte oruç vasıtasıyla bir çeşit perhize, riyazete çalışır ve söz dinlemeyi öğrenir. Biçare zayıf mideye hazmetmeden yemek üzerine yemek doldurmakla da hastalıkları davet etmez. Ve emirle helâli terk etmesi sayesinde, haramdan çekinmek için aklını ve dinin emrini dinlemeye kabiliyet kazanır, manevî hayatını bozmamaya çalışır.
Hem insanların büyük çoğunluğu açlığa çok defa düşer. Sabır ve tahammül için bir idman olan açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan-ı şerifteki oruç on beş saat –sahursuz ise yirmi dört saat– devam eden bir açlığa sabır, tahammül, bir riyazet ve idmandır. Demek, insanın musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur.
Hem o mide fabrikasının çok hizmetçisi ve insanda onunla alâkalı çok uzuv ve duygu var. Nefis eğer bir ayın gündüz zamanında geçici
Dipnotlar
- Bkz. Buhârî, savm 2, 8, 9; Müslim, sıyâm 160, 163.
- Riyazet: Nefsi terbiye maksadıyla çok yeme içmeyi terk ederek ibadet ve ilimle meşgul olma.