İşte şu varlıkların bu sonsuz fakr ve ihtiyaçları ve gaybdan gelen bu fevkalâde, Rahmanî yardımlar açıkça gösteriyor ki: Onları himaye eden, onlara rızık veren sonsuz zenginlik sahibi bir Ganiyy-i Mutlak, sonsuz kerem sahibi bir Kerîm-i Mutlak, sonsuz kudret sahibi bir Kadîr-i Mutlak vardır; her şey, her canlı O’ndan yardım ister, medet bekler. Mânen إِيَّاكَ نَسْتَعِينُ der.
O vakit akıl, “İnandım ve tasdik ettim.” dedi.
Yedinci Nükte
Sonra o halde اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَصِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ dediğim vakit baktım ki: Mâzi tarafına göçüp giden insanlık kafilesi içinde gayet nuranî, parlak; peygamberler, sıddıklar, şehitler, evliya ve salih zâtlar var. Gördüm ki, istikbal karanlığını dağıtıp ebediyet yolunda geniş ve dosdoğru bir caddede gidiyorlar. Bu kelime o kafileye katılmam için yol gösteriyor, belki beni aralarına dâhil ediyor. Birden, fesübhânallah dedim, istikbal karanlığını aydınlatan ve tam bir selametle giden bu nuranî, büyük kafileye katılmamanın ne kadar zarar ve helâk sebebi olduğunu zerre miktar şuuru bulunanın bilmesi lâzım. Acaba bid’atlar icat etmekle o büyük kafileden ayrılan nereden nur bulabilir, hangi yoldan gidebilir? Rehberimiz Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) buyurmuş ki: كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ وَكُلُّ ضَلَالَةٍ فِي النَّارِ .Acaba bu kesin fermana karşı “ulemâü’s-sû” (ilmini kötü yolda ve çıkarları için kullanan âlimler) tabirine müstahak bazı bedbahtlar hangi faydayı buluyor, hangi fetvayı veriyorlar ki lüzumsuz, zararlı bir şekilde İslam şeairinin apaçık hususlarına karşı geliyorlar; onları değiştirmeyi mümkün görüyorlar?
İlmini kötü yolda kullanan o âlimleri olsa olsa, bir mânânın bir anlık yansımasından gelen geçici bir uyanış aldatmıştır. Mesela, nasıl ki bir hayvanın veyahut bir meyvenin derisi soyulsa, geçici bir zarafet
Dipnotlar
- “Yalnız senden medet umarız.” (Fâtiha sûresi, 1/5)
- “Bizi dosdoğru yola hidayet et. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet!” (Fâtiha sûresi, 1/6-7)
- “Her bid’at dalâlettir ve her dalâlet cehennem ateşindedir.” Nesâî, ıydeyn 22; Ma’mer İbni Râşid, el-Câmi’ 11/159; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 9/97. İlk kısmı için bkz. Müslim, cum’a 43; Ebû Dâvûd, sünnet 5; İbni Mâce, mukaddime 6, 7; Dârimî, mukaddime 16, 23.
- Şeair: Görüldüğünde İslam’ı hatırlatan, İslam’ın bütün Müslümanları alâkadar eden sembol haline gelmiş alâmetleri.