onlara verilmesin… Bütün kâinatın şahitliğiyle, sonsuz rahmeti bulunan Kerîm-i Mutlak, Rahîm-i Mutlak bu dualarını kabul etmesin ve ebedî saadet var olmasın?
Üçüncü Nükte
İradeyle yapılan sözlü duanın makbuliyeti iki şekildedir: Dua ya istenen şeyin aynısının verilmesiyle makbul olur ya da onun daha iyisi verilir. Mesela biri, kendine bir erkek evlat ister. Cenâb-ı Hak, Hazreti Meryem gibi bir kız evlat verse “Duası kabul olmadı.” denmez, “Daha iyi bir şekilde kabul edildi.” denir. Hem bazen insan kendi dünya saadeti için dua eder, duası ahiret için kabul olur. “Duası reddedildi.” denmez, “Daha faydalı bir surette kabul edildi.” denir ve bunun gibi...
Madem Cenâb-ı Hak, Hakîm’dir; biz O’ndan isteriz, O da cevap verir. Fakat bize hikmetine göre muamele eder. Hasta, doktorun hikmetini itham etmemeli. Hasta bal ister, işinin ehli doktor sıtması için sulfato (kinin) verirse “Doktor onu dinlemedi.” denmez. Belki âh u feryadını işitmiş, cevap da vermiş ve isteğini daha güzel bir şekilde yerine getirmiştir.
Dördüncü Nükte
Duanın en güzel, en tatlı, en leziz, en hazır meyvesi ve neticesi şudur: Dua eden insan bilir ki, sesini işiten, derdine derman yetiştiren, ona merhamet eden biri var; o Zât’ın kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında yalnız değil, Kerîm bir Zât var, ona bakar, onu yalnızlık hissinden kurtarır. Hem o insan kendini, sonsuz ihtiyaçlarını yerine getirebilecek ve sayısız düşmanını defedebilecek bir Zât’ın huzurunda tasavvur ederek bir ferahlık duyup dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atar, اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ der.
Beşinci Nükte
Dua kulluğun ruhu ve hâlis bir imanın neticesidir. Çünkü dua eden insan, duasıyla gösteriyor ki: “Bütün kâinata hükmeden biri var, en
Dipnotlar
- “Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah’adır.” (Fâtiha sûresi, 1/2)