İçeriğe geç

geçirir, gezegenleri çevirir, kâinatı konuşturur, ayetlerini ona sessiz bir şekilde söyletir ve yazdırır.

Ve rubûbiyeti noktasında yeryüzündeki varlıklardan;

• Havayı, emir ve iradesine bir tür arş...

• Işık unsurunu, ilim ve hikmetine bir arş...

• Suyu, lütfuna ve rahmetine bir arş...

• Ve toprağı da muhafaza ediciliğine ve hayat vermesine bir çeşit

arş yapmıştır. Bunlardan üçünü yeryüzündeki varlıkların üstünde gezdirir.

Kesinlikle bil ki, bu Beş Remiz’de ve Beş İşaret’te gösterilen parlak, yüce hakikat Kur’an nuruyla görünür ve ona iman kuvvetiyle sahip olunabilir.

Yoksa o bâki hakikatin yerini çok müthiş bir karanlık alır. Dalâlet ehli için dünya ayrılıklarla, yokluk ve hiçliklerle doludur. Kâinat manevî bir cehennem hükmüne geçer. Her şey sonsuz bir yokluğun kuşattığı ani bir varlıktan ibarettir. Bütün geçmiş ve gelecek, yokluk karanlığıyla dolmuştur, insan yalnız kısacık olan şimdiki zamanda hüzünlü bir varlık nuru bulabilir.

Fakat Kur’an sırrı ve iman nuru ile ezelden ebede kadar bir varlık nuru görünür, insan onunla alâkadar olur ve ebedî saadeti elde eder.

Kısacası: Şair Niyazi Mısrî’nin tarzında deriz ki:

Derya olunca nefes,

Pârelenince kafes,

Ta kesilince bu ses,

Çağırırım; ya Hak, ya Mevcud,

Ya Hayy, ya Mâbud,

Ya Hakîm, ya Maksud

Ya Rahîm, ya Vedûd!..

Ve bağırarak şöyle derim:

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُبِينُ، مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ صَادِقُ الْوَعْدِ الْأَمِينُ

383