رَبَّنآ اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
gibi kapsamlı dualarla yakarmalı...
• Hem hâlis bir şekilde, huşûyla, kalb huzuruyla dua etmeli...
• Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra… • Mübarek yerlerde, bilhassa mescitlerde...
• Cuma günü, bilhassa duaların kabul buyrulduğu “icabet
saati”nde; üç aylarda, bilhassa meşhur gecelerde ve ramazanda, bilhassa Kadir gecesinde duaların makbul olması Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden kuvvetle ümit edilir.
O makbul duanın ya dünyada aynen neticesi görülür ya da o dua, hakkında dua edilen kimsenin ahireti ve ebedî hayatı noktasında kabul olur. Demek maksat aynen yerine gelmezse “dua kabul olmadı” denmez, “daha iyi bir surette kabul edildi” denir.
İkinci Sorunuz
Sahabe-i kiram hazretlerine “radiyallâhü anh” denilmesine dayanarak bu ifadeyi başkaları için de aynı mânâda kullanmak uygun mudur?
Cevap: Evet, uygundur. Çünkü “radiyallâhü anh” terkibi, “aleyhissalâtü vesselam” ifadesinin Resûl-u Ekrem’e has bir işaret olması gibi, sahabeye mahsus değildir. Belki sahabe gibi, peygamber varisliği denilen en büyük velilik mertebesinde (velâyet-i kübrâda) bulunan ve Allah’ın rızası makamına ulaşan Dört İmam ve Şah-ı Geylânî, İmam Rabbanî, İmam Gazalî gibi zâtlar için kullanılmalı. Fakat
Dipnotlar
- “Ey (Yüce) Rabbimiz! Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi cehennem ateşinden koru!” (Bakara sûresi, 2/201). Ayrıca Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sık sık bu duayı yaptığına dair bkz: Buhârî, deavât 55; Müslim, zikir 23, 26.
- Bkz. “O halde kâfirler hoşlanmasalar da siz, ibadeti gönülden ve yalnız Allah’a yaparak O’na dua edin.” (Mü’min sûresi, 40/14); “... İhlâsla, ibadetinizi yalnız O’nun rızası için yaparak Allah’a kulluk ediniz. Çünkü ilkin sizi O yarattığı gibi, dönüşünüz de yine O’na olacaktır.” (A’râf sûresi, 7/29)
- Tirmizî, deavât 78; Abdurrezzak, el-Musannef 2/424; en-Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6/32.
- el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 1/204; ez-Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 10/107.
- Buhârî, deavât 22; Müslim, zikir 90-92.
- Dört büyük imam: İmam-ı Âzam Ebu Hanife, İmam Şâfi, İmam Mâlik ve İmam Ahmed bin Hanbel.