İçeriğe geç

en yüce hukuk da bu şefkatlerine karşılık hak ettikleri hürmettir. Çünkü onlar, tam bir lezzet duyarak hayatlarını evlatları için feda ve sarf ediyorlar. Öyleyse insanlığını kaybetmemiş ve canavara dönüşmemiş her insan o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlis bir şekilde hürmet ve samimi hizmet etmeli, rızalarını kazanmalı ve kalblerini hoşnut tutmalıdır. Amca ve hala, baba hükmünde; teyze ve dayı, anne hükmündedir.

İşte o mübarek ihtiyarların varlığını külfet sayıp onlardan rahatsızlık duyarak ölümlerini arzu etmek ne kadar vicdansızlık, ne kadar alçaklıktır bil, ayıl! Evet, hayatını senin için feda edenin hayatının bitmesini arzulamak ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlıktır, anla!

Ey geçim derdine düşmüş insan! Bil ki, senin evinde bereket direği, rahmet vesilesi ve musibetleri evinden uzak tutan, varlıklarını külfet sayıp hoşlanmadığın o ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın, “Gelirim dar, idare edemiyorum.” deme. Çünkü onların sayesinde gelen bereket olmasaydı, elbette geçim sıkıntın daha fazla olacaktı. Bu hakikati benden işit ve inan! Bunun pek çok kesin delilini biliyorum, seni de inandırabilirim. Fakat uzatmamak için kısa kesiyorum. Şu sözüme kanaat et. Yemin ederim, bu hakikat kesindir. Hatta nefsim ve şeytanım da bunun karşısında teslim olmuş. Nefsimin inadını kıran ve şeytanımı susturan bir hakikat sana kanaat vermeli...

Evet, kâinatın şahitliğiyle, sonsuz derecede Rahman, Rahîm, Latîf ve Kerîm olan, celâl ve ikram sahibi Hâlık, çocukları dünyaya gönderdiği vakit arkalarından rızıklarını gayet hoş bir surette gönderip memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi.. Hak katında çocuk hükmünde olan, merhamete çocuklardan daha lâyık ve şefkate daha muhtaç bulunan ihtiyarların rızıklarını da bereket şeklinde gönderir. Onların beslenmesini açgözlü ve cimri insanlara yüklemez.

336