İçeriğe geç

verilmiş. Bütün Sözler o mazhariyetin cilvesidir. İnşallah o risaleler, وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُۧوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا sırrına ermiştir.

İkincisi

Nakşî tarikatı hakkında söylenen,

Der tarîk-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk:

Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk.

şeklindeki hoş ve güzel beyit hatırıma geldi, onunla beraber birden şu mısralar doğdu:

Der tarîk-i acz-mendî, lâzım âmed çâr çiz;

Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak, ey aziz!

Sonra senin yazdığın: “Bak kitab-ı kâinatın safha-yı rengînine...” diye başlayan renkli ve zengin şiiri hatırladım. O şiirle gökyüzündeki yıldızlara baktım. “Keşke şair olsaydım, bunu tamamlasaydım!” dedim. Halbuki şiire ve nazma kabiliyetim yok; yine de başladım, fakat nazım ve şiir yapamadım. Kalbe nasıl geldiyse öyle yazdım. Benim varisim olan sen, istersen nazma çevir, tanzim et. İşte birden hatıra gelen ifadeler:

Dinle de yıldızların şu şirin hutbesini,

Nurlu nağmesini hikmet, bak nasıl beyan eylemiş.

Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:

Bir Kadîr-i Zülcelâl’in haşmetli saltanatına,

Nurlu birer deliliz, Sâni’in varlığına

Hem vahdete hem kudrete şahitleriz biz!

Şu zeminin yüzünü yaldızlayan

Nazenin mucizeleri gibi melek seyranına.

32