İçeriğe geç

gerektirdiği gibi, “Cemîl” ismi de çirkinliği görmek istemez. “Latîf, Kerîm, Hakîm, Rahîm” gibi cemâl ve kemâl ifade eden isimler, varlıkların güzel bir surette ve mümkün vaziyetlerin en iyisinde bulunmalarını gerektirir. Cemâl ve kemâl ifade eden o isimler meleklerin, ruhanilerin, cinlerin ve insanların nazarında güzelliklerini varlıkların güzel vaziyetleriyle ve güzel ahlâklarıyla göstermek ister. İşte sünnet-i seniyyedeki adap bu yüce ahlâka işaret eder, düsturlarını bildirir ve onun misalidir.

Sekizinci Nükte

لَقَدْ جٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُۧفٌ

رَحِيمٌ ayeti, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) ümmetine karşı engin şefkatini ve sonsuz merhametini gösterdikten sonra, ardından gelen فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ ayeti der ki:

“Ey insanlar! Ey Müslümanlar! Sizi hadsiz şefkatiyle doğru yola çağıran, bütün kuvvetini menfaatiniz için harcayan, getirdiği hükümlerle ve sünnet-i seniyyesiyle manevî yaralarınızı şefkatli bir şekilde tedavi eden, onlara merhem vuran böyle bir zâtın apaçık şefkatini inkâr ve gözle görülen merhametini itham etmek derecesinde, sünnetinden ve bildirdiği hakikatlerden yüz çevirmenin ne kadar vicdansızlık ve akılsızlık olduğunu biliniz!

Ve ey şefkatli Resûl, ey merhametli Nebi! Eğer senin bu engin şefkatini ve yüce merhametini tanımayıp akılsızlıklarından sana sırt çevirir, seni dinlemezlerse merak etme! Göklerin ve yerin orduları emrinde olan, her şeyi kuşatan Büyük Arş’ın altında rubûbiyet saltanatı hükmeden Zât-ı Zülcelâl sana yeter. O, gerçekten itaatkâr toplulukları senin etrafında bir araya getirir, onlara sözünü dinletir, bildirdiğin hükümleri kabul ettirir!”

Evet, Resûl-u Ekrem’in getirdiği şeriatta ve sünnetinde hiçbir mesele yoktur ki, pek çok hikmeti bulunmasın. Bu fakir, bütün kusurlarım

93