İçeriğe geç

Birincisi: Kendi hayatımla alâkalı ve mâzi kabrine giren canlı varlıkların hepsinin manevî cenazesinin başında bir mezar taşı hükmündeyim.

İkincisi: Yeryüzü kabristanında, insanlığın hayatıyla alâkalı her türlü canlının mâzi mezarına gömülen büyük cenazesinin başında mezar taşı olan bu asrın yüzünde çabuk silinecek bir nokta, hemen ölecek bir karıncayım.

Üçüncüsü: Şu kâinatın ölümü kıyamet vaktinde muhakkak gerçekleşeceği için nazarımda olmuş hükmüne geçti. Kendimi o büyük cenazenin can verme ânından dehşet, vefatından şaşkınlık ve hayret içinde gördüm; istikbalde kesinlikle gerçekleşecek olan vefatım bana o zaman vuku buluyor gibi göründü. فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُو عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ayetinin sırrıyla, bütün varlıklar, bütün sevgililer vefatımla birlikte arkalarını dönüp beni terk etti, yalnız bıraktılar. Ruhum, sonsuz bir deniz suretini alan ebediyet tarafındaki istikbale sevk ediliyordu. O denize ister istemez atılacaktım.

İşte o hayret verici ve çok hazin haldeyken imanın ve Kur’an’ın yardımıyla فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُو عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ayeti imdadıma yetişti ve gayet emniyetli, güvenli bir gemi hükmüne geçti. Ruhum tam bir emniyetle ve sevinçle ayetin içine girdi. Anladım ki, o ayetin açık mânâsından başka işarî bir mânâsı beni teselli etti, bana huzur verdi ve sükûnet buldum.

Evet, nasıl ki ayet açık mânâsıyla Resûl-u Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselam) “Eğer dalâlet yolundaki sapkınlar senin şeriatından ve sünnetinden yüz çevirirler, Kur’an’ı dinlemezlerse merak etme! De ki: Cenâb-ı Hak bana yeter, O’na tevekkül ediyorum. O sizin yerinize, bana uyacak bir topluluk gönderir. O’nun saltanatı her şeyi kuşatır. Ne asiler mülkünün hudutlarından kaçabilir, ne de O’ndan yardım dileyenler dermansız kalır!” der.

88