çeşidini Habibinde toplamıştır. Onun sünnet-i seniyyesini terk eden, edebi terk etmiş olur,
بِي أَدَبْ مَحْرُومْ بَاشَدْ أَزْ لُطْفِ رَبْ
kaidesini doğrular, kendisini zarara uğratan bir edep yoksunluğuna düşer.
Soru: Her şeyi bilen ve gören, Zât’ından hiçbir şey gizlenemeyen, yani Allâmü’l-Guyûb olan Allah’a karşı edep nasıl olur? Çünkü insanı utandıran haller ondan gizlenemez. Edebin bir çeşidi örtünmektir, çirkin görünen halleri gizlemektir, fakat her şeyi gören ve bilen Zât karşısında örtünme, gizlenme olamaz.
Cevap:
Öncelikle: Sâni-i Zülcelâl nasıl ki sanatına çok kıymet verip onu güzel göstermek istiyor ve çirkin şeyleri perdeler altında saklıyor, nimetlerini süsleyerek dikkat nazarlarını o nimetlere çekiyor. Aynen öyle de, mahlûkatını ve kullarını diğer şuur sahiplerine güzel göstermek istiyor. Onların çirkin vaziyetlerde görünmeleri Allah’ın Cemîl, Müzeyyin, Latîf ve Hakîm gibi isimlerine karşı bir çeşit isyan ve edebe aykırı oluyor. İşte sünnet-i seniyyedeki edep, Sâni-i Zülcelâl’in o isimlerinin hudutları içinde bütünüyle bir edep vaziyeti takınmaktır.
İkinci Olarak: Nasıl ki bir doktor, mesleği gereği bir namahremin en mahrem uzvuna bakabilir, zaruret olduğu zaman o uzuv kendisine gösterilir. Bu duruma edebe aykırı denilemez. Aksine, tıp ilminin edebi öyle gerektiriyor, denilir. Fakat o doktor, namahremlere mesleği dışında, erkek nazarıyla yahut vaiz ismiyle, hoca sıfatıyla bakamaz. Edep, namahremlerin ona gösterilmesine fetva vermez. Namahremleri ona, erkek olması yönüyle göstermek hayâsızlıktır. Aynen öyle de, Sâni-i Zülcelâl’in pek çok ismi, her bir ismin ayrı bir cilvesi var. Mesela, “Gaffar” ismi günahların varlığını, “Settar” ismi kusurların bulunmasını
Dipnotlar
- Bkz. “Şüphesiz Sen, ahlâkın –Kur’an buutlu, ulûhiyet eksenli olması itibarıyla– ihatası imkânsız, idraki kabil olmayan en yücesi üzeresin.” (Kalem sûresi, 68/4).
- Edepsiz kişi Allah’ın lütfundan mahrum kalır. Mevlânâ Celâleddin Rumî, Mesnevî-i Şerîf 1/3.
- Cenâb-ı Hakk’ın, Allâmü’l-Guyûb olduğuna dair bkz. Mâide sûresi, 5/109, 116; Tevbe sûresi, 9/78; Sebe sûresi, 34/48.