İçeriğe geç

Evet, ikinci bin yılın müceddidi İmam Rabbânî (kuddise sirruh) doğru söylüyor. Sünnet-i seniyyeyi yol edinen, Habibullah’ın gölgesi altında mahbubiyet makamına erişir.

Üçüncü Nükte

Bu fakir Said, Eski Said döneminden çıkmaya çalıştığı bir zamanda, rehbersizlikten ve nefs-i emmarenin gururundan çok müthiş, manevî bir fırtına içindeyken aklım ve kalbim hakikatler arasında yuvarlandı. Kâh Süreyya’dan yere, kâh yerden Süreyya’ya kadar bir düşüş ve yükseliş arasında çalkalanıyordum.

İşte o zaman gördüm ki, sünnet-i seniyyenin meseleleri, hatta küçük adapları, çok tehlikeli, karanlık yollardaki gemilerde rotayı ve kıbleyi gösteren pusulalar gibi birer düğme hükmündedir. Hem o ruhî yolculukta kendimi çok baskı altında gayet ağır yükler sırtlanmış bir halde görürken, sünnet-i seniyyenin o vaziyete temas eden meselelerine uydukça bütün ağırlıklar üstümden kalkıyor gibi bir hafiflik duyuyordum. Teslimiyetle tereddütlerden ve şüphelerden, yani “Acaba böyle hareket etmek doğru mudur, bunda fayda var mıdır?” gibi endişelerden kurtuluyordum. Ne vakit sünnetten elimi çeksem bakıyordum ki, sıkıntı çok, önümde nereye çıktığı belli olmayan yollar var. Yük ağır, ben gayet acizim; görüş mesafem kısa, yol da karanlık... Ama ne vakit sünnete sarılsam yol aydınlanıyor, emniyetli bir hale geliyor, yüküm hafifliyor, sıkıntı bitiyor gibi hissediyordum. İşte o zamanlarda İmam Rabbânî’nin hükmünü bizzat yaşayarak tasdik ettim.

Dördüncü Nükte

Bir zaman ölümü düşünmekten, اَلْمَوْتُ حَقٌّ hükmündeki tasdikten ve dünyanın gelip geçiciliğinden, fâniliğinden doğan bir ruh hali içinde kendimi tuhaf bir âlemde gördüm. Baktım ki: Ben bir cenazeyim, üç mühim ve büyük cenazenin başında duruyorum.

87