İçeriğe geç

o nimetin yokluğu, bir tek şartın yokluğuyla mümkündür. Mesela, bir bahçeyi sulayan kanalın kapağını açmayan adam, o bahçenin kurumasına ve nimetlerin çürümesine sebep olur. Fakat bahçedeki nimetlerin varlığı, o adamın hizmetinden başka yüzlerce başka şarta bağlı bulunmakla beraber, ancak hakiki sebep olan Allah’ın kudret ve iradesiyle meydana gelir. İşte bu aldatmacanın ne kadar aşikâr olduğunu anla ve her şeyi sebeplere bağlayanların nasıl hata ettiklerini gör!

Evet, iktiran ayrı, sebep ayrıdır. Nimet sana gelir; bir insanın sana karşı ihsan niyeti de o nimetle beraber meydana gelmiştir, fakat onun sebebi değildir. Asıl sebep, Allah’ın rahmetidir. Evet, o insan vermeyi niyet etmeseydi o nimet sana gelmezdi ve bu, nimetin yokluğuna sebep olurdu. Fakat zikredilen kaideye göre o ihsan niyeti, nimetin hakiki sebebi olamaz. Ancak gerekli yüzlerce şarttan biri olabilir. Mesela, Risale-i Nur talebeleri içinde Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine mazhar bazı zâtlar (Hüsrev ve Refet gibi), iktiranı sebeple karıştırıp Üstadlarına fazla minnettarlık gösteriyorlardı. Halbuki Cenâb-ı Hak, onlara Kur’an dersinde verdiği istifade nimetiyle Üstadlarına ihsan ettiği ifade nimetini beraber kılmış, onları bir araya getirmiş. Onlar der ki: “Eğer Üstadımız buraya gelmeseydi biz bu dersi alamazdık. Öyleyse onun ifadeleri, istifademize esas sebeptir.”

Ben de derim ki:

Kardeşlerim! Cenâb-ı Hakk’ın bana da sizlere de verdiği nimet beraber gelmiştir, iki nimetin asıl sebebi de Allah’ın rahmetidir. Bir vakit ben de sizin gibi iktiranı asıl sebeple karıştırarak Risale-i Nur’un sizler gibi elmas kalemli yüzlerce talebesine çok minnettarlık hissediyor ve diyordum ki: “Bunlar olmasaydı benim gibi yarı ümmî bir biçare nasıl hizmet ederdi?” Sonra anladım ki, sizlere kalem vasıtasıyla verilen kutsî nimetten sonra, bana da bu hizmette başarı ihsan edilmiş. İkisi yan yana gelmiş, birbirlerinin asıl sebebi olamazlar. Ben teşekkür yerine sizi tebrik ediyorum. Siz de minnettarlık yerine dua ediniz ve beni tebrik ediniz.

İşte bu Dördüncü Mesele’de, gafletin ne kadar derecelerinin bulunduğu anlaşılır.

196