İçeriğe geç

ve yüksek bir makama çıkıyorlar; lezzet almaları mümkünse, yani hayattan hisseleri varsa o vazifeleri lezzetle görüyorlar, denilebilir.

Vazifede lezzet bulunduğuna en açık delil olarak kendi uzuvlarının ve duygularının hizmetlerine bak. Her birinin hem kendine hem de cinsine ait hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Hizmetin kendisi onlar için bir lezzet hükmüne geçiyor. Hatta hizmeti terk etmek, o uzuv için bir tür azap oluyor.

Buna bir başka açık delil de horoz ve tavuk gibi hayvanların vazifelerinde gösterdikleri fedakârca ve mertçe vaziyetlerdir. Horoz aç olduğu halde tavukları nefsine tercih edip bulduğu rızka çağırır; yemez, onlara yedirir. O vazifeyi bir şevk ve iftiharla lezzet duyarak yaptığı görülür. Demek ki, o hizmetten, yemekten daha fazla lezzet alır.

Küçük yavrularına çobanlık eden tavuk da yavruları için ruhunu feda eder, köpeğin önüne atılır. Kendisi aç kalır, yavrularını doyurur. Demek o hizmetten öyle bir lezzet alır ki, o lezzet açlığa ve ölüm korkusuna üstün gelir.

Hayvanlar, yavruları küçükken vazifeleri gereği onları korumaya çalışmaktan lezzet duyar. Yavruları büyüdükten sonra o vazife biter, lezzet de gider. Hayvan yavrusunu döver, elinden yemini alır. Yalnız insanlarda annelerin vazifeleri bir derece devam eder. Çünkü insanda zaaf ve acz itibarı ile daima bir tür çocukluk vardır, insan her vakit şefkate muhtaçtır.

İşte, hayvanların horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi dişilerine bak ve anla ki; onlar o vazifeyi kendileri adına, kemâle ermek için yapmıyor. Çünkü gerekirse o vazifede hayatlarını feda ediyorlar. Vazifelerini, onlara o vazifeyi veren ve içine rahmetiyle bir lezzet koyan nimetlerin asıl sahibi Kerîm Yaratıcı hesabına, Yüce Fâtır adına görüyorlar.

Hizmetin içinde ücret bulunduğuna bir delil de şudur: Bitkiler ve ağaçlar, şevk ve lezzeti hissettiren bir tavırla Fâtır-ı Zülcelâl’in emirlerine itaat ediyorlar. Çünkü yaydıkları güzel kokular ve müşterileri olan

183