İçeriğe geç

olarak talebelerinin ellerine teslim eder. “Evradınızı bununla okuyunuz.” der. İşte Kur’an talebelerinden Şâh-ı Geylânî, Seyyid Ahmed Rufâî, Ebu’l Hasan Şâzelî (kaddesallahu esrarahüm) gibi zâtların virdlerini dinle, bak! Âdeta zerreler silsilesini, yeryüzündeki damlalar sayısınca varlıkların nefeslerini ellerinde tutmuş, virdlerini onlarla okuyor, Cenâb-ı Hakk’ı zikir ve tesbih ediyorlar.

İşte Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan’ın mucizevî terbiyesine bak: En küçük bir kederle ve gamla başı dönüp sersemleşen, ufacık bir mikroba mağlûp olan şu küçük insan, Kur’an terbiyesiyle ne kadar yükselir. Latifeleri o kadar genişler ki, koca dünyadaki varlıkları, virdine tesbih olmakta yetersiz görür. Zikrine ve virdine gaye olarak cenneti az bulduğu halde nefsini Cenâb-ı Hakk’ın en basit mahlûkundan üstün tutmaz. Yüksek bir izzet ile sonsuz tevazuyu birleştirir. Dinsiz felsefenin talebelerinin ona nispeten ne kadar aşağı olduğunu kıyaslayabilirsin.

İşte Avrupa’nın hastalıklı felsefesinin tek gözlü dehâsıyla yanlış gördüğü hakikatler hakkında, iki cihana bakan, gayba açık, parlak iki gözüyle iki âlemi gören, insanlık için iki saadete iki eliyle işaret eden, hidayete götürücü Kur’an der ki:

“Ey insan! Nefsin ve elindeki malın senin mülkün değil, sana emanettir. O emanetin sahibi, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen Rahîm ve Kerîm bir Zât’tır. O, verdiği mülkü, ziyan olmasın diye senin adına muhafaza etmek için senden satın almak istiyor. İleride sana mühim bir karşılık verecek. Sen vazifeli bir memur ve askersin. O’nun adına çalış, O’nun hesabına hareket et. Muhtaç olduğun şeyleri sana rızık olarak gönderen ve gücünün yetmediği şeylerden seni koruyan O’dur. Senin hayatının gayesi ve neticesi, o Mâlik’in isimlerine ve icraatının aynasında görünen sıfatlarına mazhar olmaktır. Bir musibete uğradığın zaman, إِنَّا لِلّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ de. Yani, “Ben Mâlikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer O’nun izni ve rızasıyla geldiysen merhaba, safa geldin! Çünkü elbette bir gün O’na döneceğiz, O’nun huzuruna gideceğiz ve O’na arzu duyuyoruz. Madem zamanı gelince bizi hayattaki vazifelerden azat edecektir. Haydi, ey musibet! O terhis ve azat senin

177