elektrik lambaları gibi, O’nun rubûbiyetinin kemâlini gösteren nuranî şahitler ve rubûbiyetinin saltanatını ilan eden ışıklı delilleriz. Her bir kümemiz O’nun saltanat dairesinde; ulvi, süflî, dünyevî, berzaha ve ahirete ait bütün menzillerde saltanatının haşmetini gösteren ve ışık veren nuranî hizmetkârlarız.
Evet, her birimiz o Vahid ve Ehad Zât’ın kudretinin birer mucizesi.. yaratılış ağacının muntazam birer meyvesi.. O’nun birliğinin nurlu delilleri.. meleklerin birer menzili, birer bineği, birer mescidi.. yüce âlemlerin birer lambası, birer güneşi.. rubûbiyet saltanatının birer şahidi.. uzayın birer süsü, birer sarayı, birer çiçeği.. gök denizinin nuranî birer balığı ve gökyüzünün güzel birer gözüyüz. Hem hepimizde sükûnet içinde bir sessizlik, hikmet içinde bir hareket, haşmet içinde bir ziynet, intizam içinde bir yaratılış güzelliği ve ölçülü, mükemmel bir sanat bulunduğundan; Yüce Sâni’mizin birliğini, ehadiyetini, samediyetini ve cemâl, celâl, kemâl vasıflarını bütün kâinata sayısız dille ilan ederiz. Böyle olduğu halde, bizim gibi son derece saf, temiz, itaatkâr hizmetkârları karmakarışıklık, düzensizlik, vazifesizlik, hatta sahipsizlikle itham ettiğinden tokada müstahaksın.”
Yıldız, o iddiacının yüzüne –şeytan taşlar gibi– öyle bir tokat vurur ki, onu yıldızlar katından ta cehennemin dibine gönderir. Ve beraberindeki tabiatı evham derelerine, tesadüfü yokluk kuyusuna, Allah’a ortak koştuğu şeyleri imkânsızlık ve muhal karanlığına ve din karşıtı felsefeyi aşağıların en aşağısı olan “esfel-i safilîn” mertebesinin dibine atar. O yıldızla beraber bütün yıldızlar, لَوْ كَانَ فِيهِمٓا اٰلِهَةٌ إِلاَّ اللّٰهُ لَفَسَدَتَا mukaddes fermanını okur ve “Bir sineğin kanadından göklerin
Dipnotlar
- Haşiye: Cenâb-ı Hakk’ın hayret verici sanat eserlerine bakan, onları seyreden ve seyrettiren işaretleriz. Yani gökler, sayısız gözle yeryüzündeki ilahî sanat harikalarını seyreder gibi görünüyor. Gökyüzündeki melekler gibi, yıldızlar da hayret verici şeylerin mahşeri olan yeryüzüne bakıyor ve şuur sahiplerini dikkatle baktırıyorlar, demektir.
- Bkz. Mülk sûresi, 67/5; Sâffât sûresi, 37/6-8.
- Haşiye: Fakat bu düşüşten sonra tabiat tevbe etti. Hakiki vazifesinin tesir ve bir şey yaratmak olmadığını, belki kabul ve yaratmaya vesilelik olduğunu anladı. Ve kendisinin, ilahî kaderin bir tür defteri -fakat değişen bir defteri-, Rabbanî kudretin bir çeşit programı ve Kadîr-i Zülcelâl’in bir nevi fıtrî şeriatı ve kanunlar mecmuası olduğunu bildi. Tam bir acz ve itaat ile kulluk vazifesini takındı. İlahî fıtrat ve Rabbanî sanat ismini aldı.
- “Eğer gökte ve yerde, Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı oraların nizamı bozulurdu.” (Enbiyâ sûresi, 21/22)