İçeriğe geç

bizi giyen ve kendine peçe ve çarşaf yapan yerküreyi elinde tutup yaratabilirsen, işte o zaman benim rabbim olduğunu iddia et. Yoksa haydi dışarıya! Burada kendine yer bulamazsın. Hem bizde öyle bir vahdet ve ehadiyet mührü var ki, bütün kâinatı idaresi altında tutamayan, her şeyi her haliyle, hareketiyle birden görmeyen, sayısız işi beraber yapamayan, her yerde hazır ve nâzır, mekândan münezzeh olmayan ve sonsuz bir hikmete, ilme ve kudrete sahip bulunmayan, bize sahip olamaz ve müdahale edemez.”

Sonra o şahıs, “Belki yerküreyi kandırıp orada kendime bir yer bulurum.” der. Gider, yerküreye yine sebepler adına ve tabiatın diliyle der ki: “Böyle serseri gibi gezdiğinden, sahipsiz olduğunu gösteriyorsun. Öyleyse sen benim olabilirsin.” O vakit yerküre, hak adına ve hakikat diliyle, gök gürültüsü gibi bir seda ile ona şöyle der: “Halt etme!.. Ben nasıl serseri, sahipsiz olabilirim? Benim elbisemi ve elbisemin içindeki en küçük bir noktayı, bir ipi intizamsız mı buldun, hikmetsiz ve sanatsız mı gördün ki, bana sahipsiz ve serseri diyorsun? Eğer senelik hareketimle yaklaşık yirmi beş bin senelik bir mesafede, bir senede gezdiğim ve tam bir denge ve hikmetle hizmetimi, vazifemi gördüğüm o büyük dairenin hakiki sahibi olabilirsen.. kardeşlerim hükmündeki benim gibi vazifeli gezegenlere ve onların gezdikleri bütün dairelere, imamımız olan ve kendisine bağlı bulunduğumuz, rahmetin cazibesiyle takılı olduğumuz güneşi yaratıp yerine yerleştirecek, beni ve diğer gezegenleri sapan taşı gibi ona bağlayacak, kusursuz bir intizam ve hikmetle döndürüp istihdam edecek sonsuz bir hikmetin ve kudretin varsa bana rab olduğunu iddia et, yoksa haydi cehennem ol, git! Benim işim var, vazifeme gidiyorum. Hem bizlerdeki haşmetli intizam, dehşetli hareketler ve hikmetli itaat gösteriyor ki, bizim Ustamız, zerrelerden yıldızlara ve güneşlere kadar bütün varlıkların itaatkâr

169