İçeriğe geç

Esasen halkullahı tağyir (Allah’ın yarattığını değiştirme) meselesi umumi bir ifade olup bunun geniş bir alanda yansımaları söz konusudur. Allah (celle celâluhu), وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ“Ben, insanları ve cinleri yalnız Bana ibadet et­sin­ler diye yarattım.”52 âyet-i kerimesiyle insanların ne için ya­ra­tıldığını beyan buyurmuştur. Demek ki insanın mahiyetinin esas gereği Allah’a kulluktur. Allah, insanı, başka bir şey için değil, kendisine kulluk yapması için yaratmıştır. Öyleyse Al­lah’a kulluk yapmayan insanlar, tebdil-i hilkate gidiyorlar demektir. Aynen bunun gibi mesela aklın, mantığın ve muhakemenin enfüsî ve âfâkî âlemde tefekkür, tedebbür ve tezekkürde bulunmak, tekvînî emirleri hallaç etmek gibi kendilerine göre bir kısım gayeleri vardır. Tekvînî emirleri didik didik ederek onlardan bir kısım mânâlar çıkaran, çıkardıkları bu mânâları teşriî emirlerle telif eden ve rubûbiyete ait sırları doğru okuduktan sonra oradan tevhid-i ulûhiyet ve ubûdiyete yönelen insanlar aklı ve mantığı yaratılış istikametinde kullanıyorlar demektir. Beşinci asra kadar İslâm rönesansının yaşandığı dönemde İslâm kâşifleri insanlığın yararına olacak pek çok önemli keşiflerde bulundukları gibi, günümüzde pek çok Batılı araştırmacı da Allah’ın kendilerine vermiş olduğu mantık ve muhakemeyi çok iyi değerlendirmek suretiyle aynı şeyi yapmaktadırlar.

Aynı yaklaşım, diğer organlar için de geçerlidir. Mesela gözün yaratılışının bir gayesi vardır. O da gözün bakması gereken şeylere bakması, baktığı şeyleri doğru görmeye, onların arka plânına inmeye, onlardan bir kısım mânâlar çıkarmaya çalışmasıdır. Recaizade Ekrem’in ifade ettiği üzere kâinat baştan sona âdeta muhteşem bir kitaptır. Onun hangi harfi kaldırılsa mânâsı Allah çıkar. Hazreti Pîr de kendisinden asırlarca önce dile getirilen,

تَأَمَّلْ سُطُورَ الْكَائِنَاتِ فَإِنَّهَا … مِنَ الْمَلَأِ الْأَعْلٰى إِلَيْكَ رَسَائِلُ
82