Arkasından şeytan yine tekitli bir ifadeyle, وَلَأُضِلَّنَّهُمْ“İnsanları mutlaka baştan çıkaracak, doğru yoldan saptıracağım.”47 Yani, duygu ve düşünceleri itibarıyla endazesiz hâle gelinceye kadar onların yakasını bırakmayacağım. Onları şirazeden çıkarma adına elimden ne geliyorsa yapacağım. Kimisini bohemliğe itecek, kimisini şöhret budalası hâline getirecek, kimisinin ikbal hırsıyla başını döndürecek, kimisini hırsla yandıracak, kimisini haset bataklığına sürükleyecek, kimisini de kendinden başka kimseye hayat hakkı tanımayan bir despota dönüştürecek, onu zulümden zulüme koşturacağım. Bunların her biri insanı dalâlete sürükleyen ayrı bir sapıklıktır. Bu açıdan biz, sapmama, doğru yoldan ayrılmama adına beş vakit namazda günde en azından kırk defa Allah’a dua ediyor, “(Allahım), bizi sırat-ı müstakime hidayet eyle! Nimet ve lütfuna nâil ettiklerinin yoluna ilet. Bizi, gazabına uğramış, sapıp gitmiş insanların yoluna itme!”48 diyoruz.
Şeytan ve İçi Boşaltılmış Din
Şeytanın, kin ve nefretle köpürdüğü anda yaptığı tehditlerden bir diğeri de, وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ lafzıyla ifade edilmiştir ki bunun da anlamı, “Mutlaka onları değişik ümniyelere salacağım.”49 demektir. Ümniye, bir hakikate dayanmayan, realize edilmesi mümkün olmayan kuruntu ve vehimlere denir. Cahiliye insanlarının, bir kısım hâdiselerden yola çıkarak kendilerine göre tefeül veya teşe’ümde bulunmaları, bir kısım şeylere uğur bağlamalarına mukabil bazı şeyleri de uğursuz saymaları bu tür kuruntulardandır. Aynı şekilde onların tapındıkları putlar da ümniyelerinin ürünüdür. Onlar, Kâbe’nin içini bile putlarla dolduruyor, Arabistan’ın değişik yerlerine Latlar, Menatlar, Uzzalar, İsaflar, Naileler koyuyor, onlara kurbanlar kesiyor ve onlara tapınıyorlardı. Günümüzde bazılarının, hırsızlığı, çalıp çırpmayı, yalanı, iftirayı meşru gösteren ve içini boşalttıkları din anlayışlarıyla bir yere varacaklarını zannetmeleri de yine farklı bir kuruntunun mahsulüdür.