Sözün özü, Allah (celle celâluhu) hayvanlarda bile kendilerine yapılan iyiliklere karşı böyle bir teveccüh hissi ihsan etmişse, insan kendinde bulunan kabiliyetleri değerlendirmeli ve أَحْسِنْ إِلَى مَنِ اتَّقَيْتَ شَرَّهُ“Şerrinden korktuğun kimseye iyilikte bulun.” anlayışıyla hareket etmelidir. Elbette ki, böyle bir tavır, umum toplumun huzur ve ahengini koruma, kin, nefret ve fitne ateşini söndürme adına iradî olarak ortaya konması gereken bir tavırdır ve çerçevesi de şahsî haklarda fedakârlıkla sınırlıdır. Yoksa umumun hukukunun söz konusu olduğu yerde zulme sessiz kalma, sessiz kalıp zulme ortak olma insanı dilsiz şeytan konumuna düşürür ve kesinlikle mü’mine yakışmaz. Ancak gerektiği yerde; mızrağını eline almış, süngüsünü takmış, öldürmek için sizin üzerinize yürüyen bir gözü dönmüş karşısında bile, “Gel kardeşim, seni bir kucaklayayım.” deyip, bununla onun o öldürücü mızrak ve süngüsünü tekrar kınına sokmak mümkünse, işte mü’minin ortaya koyması gereken tavır budur ve bir kez daha ifade edeyim ki, böyle bir davranış şekli, günümüzdeki problemlerin çözümü adına hayatî derecede önem arz etmektedir.
174 Kasas sûresi, 28/54.
175 Hûd sûresi, 11/114.
176 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/228.
177 Fussilet sûresi, 41/34.
178 Âl-i İmrân sûresi, 3/134.
179 Bkz.: Ebû Dâvûd, edeb 3; Tirmizî, birr 74, sıfatü’l-kıyâme 48; İbn Mâce, zühd 18.
180 Aliyyülkârî, el-Masnû’ 1/45; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/44.