O hâlde insan, hel min mezîd (daha yok mu) yolcusu gibi sürekli bir menzilden bir başka menzile koşmalı; sık sık tekrar ettiğimiz bir ifadeyle, her meseleyi sohbet-i cânan’a bağlamalı ve böylece O’nu her gün yeni bir müktesebatla tanımaya çalışmalıdır. “Elhamdülillâh, bugün de Rabbimizi yeniden tanır gibi olduk. Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir kere daha andık ve âdeta burnumuzun kemikleri sızladı. O’nun ismini duyunca, ‘Âh, Sana kurban olayım!’ dedik. Bu tatlı meclisi, ribat duygusuyla bir kere daha ne zaman gerçekleştiririz mülâhazasıyla dolduk.” demelidir. Böylelikle insan, ömrünün saniyelerini seneler hâline getirme imkânını elde edebilir. Evet, insanın o tatlı demleri, onlara ulaşma arzusuyla yaşaması ve onları hayalinde sürekli canlı tutması, hayatının saniyelerini, sâliselerini, hatta âşirelerini ibadet hükmüne geçirecek ve onu ebediyete namzet kılacaktır. Mademki insan kendisini ebede, Ebedî Zât’a namzet görüyor, Allahu a’lem, onları elde edebilmenin yolu da işte bu mülâhazalara bağlı yaşamakla mümkündür.
Allah (celle celâluhu) bu yolda inayetini bizlere yâr eylesin. İstediğini O’ndan isteyenler, hiçbir zaman yollarda mahrum kalmazlar. Biz de istediklerimizi O’ndan istersek; ama bugün, ama yarın, ama öbür gün taleplerimizi O mutlaka verecektir. Alvarlı Efe Hazretleri, rahat ve sade bir söyleyişle bunu ne güzel ifade eder:
98 Bkz.: et-Teftâzâni, Şerhu’l-Mekâsıd 2/264; Mütercim Asım efendi, Merehu’l-meâli fi şerhi’l-Emâlî s.155.