İçeriğe geç

Kaldı ki, Hz. Ebû Bekir döneminde Kur’ân resmen bir kitap hâlinde toplanırken, bu insanların hafızalarına da müracaat edilmiş; hafızalardaki ile yazılanlar karşılaştırıldığında, hiçbir farklığın olmadığı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, hadisle alâkalı böyle bir iddia, neticede Kur’ân’ın sıhhatine de halel getirecek mahiyettedir.

Bu meselenin aslı şu olsa gerektir: Kur’ân-ı Kerim, hadis-i şeriflerde de ifade olunduğu gibi: “Yedi harf üzere nazil olmuştur.”5 Burada, bu yedi şeklin münakaşasını yapacak değilim. Ancak, Kur’ân, Allah’ın o ümmî kavme, ilâhî rahmeti olarak, yedi şekilde edaya müsait bir tarzda inmiştir.

Aynı durum, hadis-i şerifler için de vâriddir. Allah Resûlü, kendisine inen âyetleri bir defasında bir vecihle okumuşsa, bir başka defasında bir diğer vecihle okumuştur. Tahiyyât’ı da aynı şekilde İbn Mesud’a bir vecihle talim buyurmuş, Hz. Ömer’e bir başka vecihle, İbn Abbas’a da üçüncü bir vecihle talim buyurmuştur. Öyleyse, Kur’ân-ı Kerim için “seb’atü ahruf” denilen yedi vecihle eda caiz olduğu gibi, hadis-i şerifler için de, değişik şekillerde O’ndan şerefsüdur olma söz konusu edilebilir. Bu itibarla da denebilir ki; Tahiyyât’ların ve onları ifade eden lafızların hepsi Allah Resûlü’ndendir.

2. Cevâmiü’l-Kelim

440