Allah Resûlü, dış-iç münasebetleri açısından en dengeli bir insan tipini temsil ediyordu. O’nun dış görünüşü, nasıl bir mehâbet arz ediyor ve güzelliği âdeta insanları büyülüyordu; iç dünyası itibarıyla da aynı ölçüde insanları teshir ediyordu.
Hz. Enes: “Allah Resûlü, insanların en güzeliydi.” der.477 Evet, hem sîret hem de sûret itibarıyla O, insanların en güzeliydi.
Hz. Cabir b. Semure ise bu mevzu ile alâkalı intibalarını şöyle anlatır: “Bir gün mescitte oturuyorduk. Ayın tam on dördüydü. Tepemizde Ay, ışıl ışıl parlıyordu. O sırada mescide Allah Resûlü girdi. Ben bir Ay’a, bir de Allah Resûlü’nün yüzüne baktım. Kasem ederim ki, Allah Resûlü’nün yüzü Ay’dan daha parlaktı.”478
Hz. Âişe Validemiz de O’nunla alâkalı bir hissini şöyle anlatıyor: “Mısır kadınları, Yusuf’u görünce ellerini kestiler. Eğer benim Efendimi görmüş olsalardı, ellerindeki bıçakları sinelerine saplarlardı.”
Nedim: “İstanbul’un bir sengine yekpâre acem mülkü fedadır.” der. Eğer istenilen ölçüde Allah Resûlü’nü tanısaydı şöyle diyecekti: Allah Resûlü’nün tek saç teline bütün cihan fedadır…
O, insanların en güzeliydi.. ve Enes’in sözü devam ediyor: “O insanların en cömertiydi.”479 Sûret ve cemal yönüyle “ahsenü’n-nâs” (insanların en güzeli) olan Allah Resûlü, kalb ve iradesiyle “ecvedü’n-nâs” (insanların en cömerdi) idi.