Hz. Muhammed Aleyhisselâm, keremin; kerem ise Cennet’in yoludur. Kur’ân’ın, “şuhh”470 dediği cimrilik ise, insanı Cehennem’e götüren bir yoldur. İki Cihan Serveri’ni uzaktan görenler dahi, O’nu vasıflarından hemen tanır ve “Bu O’dur.” derlerdi. Asrın büyük mütefekkiri, O’na “Yâver-i Ekrem” der. O, insanlık, dolayısıyla da Cennet yolunun biricik rehberidir. O’na sorulmadan Cennet’e gidilemez. O hesaba katılmazsa bütün hesaplar alt üst olur. Hz. Muhammed Aleyhisselâm, bütün beşerî hesapları karıştıran bir hesap tuzağı ve karışık hesapları çözen bir hesap-küşâdır. Biz O’na, Yaratan’ın bir unvanını alıp Ekremü’l-Ekremîn diyoruz. Zira O, keremiyle beşerî normları aşmış bir insandır.. ve keremde Rabbinin biricik çırağıdır.
O, daha önce bahsi geçen vasıflarıyla giremediği gönüllere keremiyle girmiştir. Âdeta rahmeti, bir bulut gibi buharlaşmış, yükselmiş, çiy noktasına ulaşmış; sonra da kerem hâlinde kâinatın bağrına yağmıştır. Yağmış ve bütün katılıkları yumuşatmış, her yerde rüşeymlerin, filizlerin boy atıp gelişmesine zemin hazırlamıştır. Yani, hilmi ile ruhları fethetmiş, keremi ile de gelip bu ruhlara taht kurmuştur. Bu ikisini beraber mütalâa etmezseniz, O’nun önemli bir yanını anlayamazsınız.
O isteseydi dünyanın en zengin insanı olurdu. Zaten daha nübüvvetini ilan ettiği ilk günlerde Kureyş O’na, davasından vazgeçmesi şartıyla böyle bir teklifte bulunmamış mıydı?471 Daha sonra da, bütün Müslümanların Allah yolunda verecekleri şeyler hep O’nun elinden geçiyordu. Hükümdarlardan gelen hediyelerin haddi-hesabı yoktu. Fakat O, şahsı adına bunlardan hiçbirine sahip olmayı düşünmedi.. hatta aklının köşesinden dahi geçirmedi.
O, kendisini daima bir yolcu telakki ediyor ve yakın bir gelecekte göç edeceği mülâhazasıyla yaşıyordu. O’na göre uzun bir yolculuk esnasında, gölgelenmek için muvvakkaten altında dinlenilen bir ağaçtı dünya…472