O, tam bu dualarla dopdolu olduğu ve bu duanın mânevî atmosferi içinde bulunduğu bir sırada, Kâbe’nin kenarında oğlunu görür. Oğlu da onu görmüştür. Senelerin verdiği hasret, ikisini birbirine koşturur. Tam sarmaş dolaş olurlar ki, hâtiften bir ses gelir: “İbrahim, bir kalbde iki sevgi olmaz!”
İşte o zaman İbrahim ikinci çığlığı basar: “Muhabbetine mâni olanı al, Allahım!” Ve oğlu ayaklarının dibine yığılıvermiştir..296
Rahmet-i İlâhîye Hicret
Günahlardan kaçıp Rabbin kapısını çalma, O’ndan af fermanı gelinceye dek kapıdan ayrılmama.. bu da bir hicrettir. Şu yakarış bunu ne güzel ifade eder:
Daha önceleri işleyip durduğu günahları terk ettikten sonra, bir daha aynı günaha dönmeyi, Cehennem’e girmekten daha ızdırap verici bulan bir insan, hep hakikî mânâda hicret yolundadır.
Helâl hudutlarının son sınır taşlarını, mayınlı bir tarla gibi görüp oralara yanaşmayan; eline, ayağına, gözüne, kulağına, ağzına, dudağına dikkat eden bir insan, ömrünün sonuna kadar hep hicret ediyor demektir. Bu insan, ister insanlar arasında bulunsun, isterse bir köşede uzlete çekilsin, mukaddes göç gönlünün derinliklerinde onun sadık yoldaşıdır. Ancak uzlette, hicretin ayrı bir buudu vardır. İnsan orada “üns billâh”a ulaşır ve ilâhî nefehatla serfiraz kılınır.
Ayrıca, hadis-i şerif şu hususlara da delâlet, hiç olmazsa îma ve işarette bulunmaktadır:
a– Niyet, amelin ruhudur; niyetsiz ameller ölü sayılır.