Evet, bir mânâda taassup, dinî ve İslâmî değerleri korumada çok önemli bir sâik, metafizik gerilim adına hayâtî bir unsur, toplumda millî heyecanı tetikleyen esaslı bir his ve aşk u şevki coşturan bir dinamodur. Ruh ve mânâ köklerinin korunması, millet ruhunun her zaman canlı kalması ve yığınların vurdumduymazlıkla, mefkûresizlikle harap olup türap olup gitmemesi adına –ki böyle bir durum taassupta tefrit demektir– asabiyet-i diniye ve milliye her toplum için çok hayâtîdir. Fazilet ahlâkının vazgeçilmezliği, namus, şeref ve haysiyet gibi her milletçe değerli sayılan hususların sıyaneti, hatta bunların muhafazası uğrunda hırz-ı can edilmesi bir mânâda ancak böyle bir asabiyet-i ruhiye ile gerçekleşebilir.
İşte bu mânâdaki taassup, daha doğrusu asabiyet-i ruhiye gevşediğinde, ferdî, ailevî ve millî hayatımız adına çok lüzumlu sayılan bir kısım hassasiyetlerimizi kaybetmiş sayılırız ki, böyle bir durumda ahlâkî kırılmaların birbirini takip etmesi ve millet ruhunda değişik çöküntülerin meydana gelmesi kaçınılmazdır. Bunun sonucunda da sosyal yapıda çözülmeler, dağılmalar, parçalanmalar önü alınamayacak şekilde sürer gider ve bu ölçüde bir yırtığı, kırığı ve çatlağı olan millî bünye de, artık bütün bütün yabancılaşmaya açık hâle gelmiş olur. Ve zamanla böyle bir millî yapıdaki her parça ayrı bir şekle girer, ayrı bir renk ve desenle kendini ifade etmeye durur ve onda öldüren bir yabancılaşma vetiresi yaşanmaya başlar. Tutulur herkes başkalaşma sevdasına.. kaçarlar kendilerinden, kendi değerlerinden.. ve düşerler hiçlik vadilerinde hiçlik arkasına.. umursamazlar kaybettikleri şeyleri.. düşünmezler hissizliğe kurban gittiklerini.. öldürülen ruhlarını ve yitirdikleri tarih şuurlarını.