İçeriğe geç
18. Bölüm

Zulüm

Adalet mülkün temeli, zulüm, bu temele yerleştirilmiş bir dinamit; adalet, Hakk’ı ve halkı hoşnut etmenin en emin yolu, zulüm, bu yolda yürekleri hoplatacak bir gulyabâni; adalet hakkın sesi ve soluğu, zulüm bir nefsânîlik hırıltısı; adalet, dünya ve âhiretin biricik emniyet vesilesi, zulüm bir gadr ü cevr dumanı, sisi; adalet, ubûdiyet de dediğimiz hakikatin Kur’ân’daki adı, zulüm hakikî insanî değerlere karşı saygısızlığın bir unvanı; adalet evrensel barışın en sağlam köprüsü, zulüm insanî ufku kirleten bayağılığın en denîsi…

Zulüm ile şimdiye kadar kimse payidar olmamıştır; olmuş gibi görünenlerin de yanına kalmamıştır. Atalarımız ne hoş söylerler: “Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur.” Aslında, böyle birinin evvelinin de, âhirinin de berbâd olduğu açıktır; zira zulmün, bazen küfrün önünde bir günah hâline geldiği de olur ki, işte o zaman “gayretullah”a dokunur ve eden de hemen bulacağını bulur. Doğrusu insan küfre karşı mesafeli bulunduğu kadar zulümden de uzak durmalıdır; zira Allah nezdinde mazlumun âhı bir duadır ve bu duanın kabulü de ilâhî adaletin muktezasıdır. Dememişler mi:

“Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.”

Zulüm bir haddini aşmışlık ve haksızlık, böyle bir günahı irtikâp eden zalimin hasmı da Allah’tır. O çok merhametli olduğu kadar “ihkâk-ı hak” eden bir Âdil-i Mutlak’tır. Rahmetiyle ve hilmiyle zalime mehil üstüne mehil verir ama mazlumu, mağduru da sonuna kadar çiğnetmez. Bugün olmasa da yarın kendini bilmezlere haddini bildirir ve her şeye kâdir olduğunu gösterir.

264