İçeriğe geç
15. Bölüm

Hak Kelimesi Ve Ötesi

Hak kelimesi, hem mastar, hem sıfat hem de Esmâ-i Hüsnâ’dan bir isim. Sabit, muhakkaku’l-vücûd bir gerçek, bir nesne ne ise (mahiyet-i nefsü’l-emriye) ona uygunluk, bâtılın zıddı olmak, kendi olarak bulunmak… gibi mânâlar onun gölgesinde ilk hatıra gelenler.. pay, hisse, nasip, vazife bu kelimeye yüklenen diğer mânâlar. Aslında o, hakikî, nisbî, izafî ve itibarî bütün hakların biricik kaynağı ve kâinatları kuşatan hak gerçeğinin de aslı, esası ve temelidir.

Bildiğimiz, bilemediğimiz zâhir-bâtın, maddî-mânevî, âfâkî-enfüsî bütün haklar, Hak ism-i şerifinin değişik dalga boyundaki tecellilerinden birer tecelli ve onun ef’âl ve âsâr âlemindeki inkişaf, sübut ve vücudunun da bir gölgesi ve bir yansımasıdır. “Hak” dendiğinde bazen zihnî mânâlar, bazen de a’yân hatıra gelse de, biz bu ism-i şerifi her düşündüğümüzde, onda, zihinle a’yânın, enfüs ile âfâkın, ilim ile malûmun mutabakatını görür ve anlarız: Evet hak, bu hususların muvafakatının bir unvanıdır ve ondan sadece ve sadece vücûb-u vücud anlaşılmaktadır.

218