İçeriğe geç
2. Bölüm

Kendi Medeniyetimize Doğru

Bugün biz milletçe, hangi plan ve projeler ile geleceğe yürüdüğümüzü ve nasıl bir safhadan hangi safhaya geçmek istediğimizi mutlaka bilme mecburiyetindeyiz. Toplum olarak bizler, yakın geçmişimiz itibarıyla pek çok trajik hâdisenin toplumumuzu sardığı, sarstığı bir sis-duman içinde ve üst üste kızıl-kıyamet tarrakalarıyla çağa uyandık. İşte, böyle bir sis ve duman içinde, pek çok sarsıntının tam merkez üssünde, milletimizin dirilişi adına varılacak hedefi net görebilmek ve o hedefe ulaşmak için kestirmeden ve isabetli bir rota belirleyebilmek elbette ki çok zordu; hatta iç ve dış konjonktür açısından âdeta imkânsızdı. Zordu ve imkânsızdı ama, ne gariptir ki, kendine ait her şeyiyle sarsılmış ve sömürülmeye müsait hâle getirilmiş bir toplumun, yeniden diriliş rüyaları görmesi ve kendi değerlerine yönelmesi de tam bu döneme rastlamaktaydı. Ve bu olağanüstü bir hâdise idi; zira o gün için ferdî şuur temelinden sarsılmış, millet en korkunç zelzelelerin merkez üssünde bulunma hafakanlarıyla şaşkın ve kitleler de, tarihlerinde az gördükleri en ürpertici trajedilerle iki büklümdü.

Mâşerî vicdanın henüz teşekkül etmediği bu sisli-dumanlı ortamda sadece birbirinden kopuk fertler vardı; onlar da geleceğe, kendilerine bir barınak ve bir iki lokma yiyecek bulabilme insiyakıyla ulaşmaya çalışıyor ve bir mânâda yerinde saymayı yürüme zannediyorlardı. Hiç kimse, neden yaşadığının farkında olmadığı gibi, gerektiğinde uğrunda ölmesi icap eden bir kısım değerlerin mevcudiyetinden de haberdar değildi. Düşünceler dağınık, iradeler sarsık, himmetler meflûç, ufuklar karanlık, gönüller de bomboştu. Bütün bu olumsuzlukların yanında toplum her gün yeni bir sofizm icat ederek ümniyelerde teselli arıyor ve her gün yeni bir planla bir kere daha zebil olup gidiyordu.

9