“Mal, mülk, çoluk-çocuk.. gibi şeyler dünya hayatının süsü-zinetidir; bakî kalacak olan salih ameller ise, Rabbin katında hem sevap hem de ümit bağlama açısından daha hayırlıdır.”23 türünden yüzlerce âyât-u beyyinâtıyla da nazarlarımızı mânâya, öze ve insan olarak âkıbetimize çevirerek hep denge ve itidâl üzerinde durmaktadır. Zira o Kur’ân’dır ve değişmemiş Allah kelamı olma farklılığıyla da bütün bu işlere yetecek en güçlü kaynak ve en parlak mesajdır.
Evet o, âlemşümul prensipleri ve ihtiva ettiği semavî disiplinleriyle topyekün beşeriyete seslenirken kâinat, eşya, hâdiseler ve insan yapısının farkında olarak seslenir: Bilir varlığın mahiyetini; insanoğlunun değişik derinliklerini; onun arzu, istek ve zaaflarını, ihtiyaç, emel ve beklentilerini; bilir ve onu, Hak rızasına, kendiyle barışıklığa, varlığı okumaya, Yaratan’ın emirlerine uymaya çağırırken asla olmazlarla karşı karşıya getirmez; tâkatini aşan sorumluluklarla ezmez; kat’iyen ona şaşkınlık yaşatmaz ve onu kendi darlığıyla baş başa bırakmaz; bırakmaz da ona yakınlardan daha yakın olduğunu, gözü her zaman onun üzerinde bulunduğunu, istidat, konum ve donanımına göre bu özel muhatabını farklı bir âkıbete hazırladığını hep ihsas eder.
Vakıa insanoğlunun tabiat ve cismâniyeti itibarıyla kural tanımaz bir yanı da vardır; onca fâikiyetine rağmen hep serâzât yaşamak ister.. çok defa hırs ve arzularını takip eder.. şuna-buna zulüm ve haksızlıkta bulunur, bazen hak ve hukuk tanımaz olur.. ve böylece zulüm ve haksızlık, sonra bunlara aynıyla mukabele gibi değişik fâsit daireler içinde şuraya-buraya sürüklenir durur.
Dipnotlar
- 23 Kehf sûresi, 18/46.