İçeriğe geç

Bütün bu misallerden anlaşılmaktadır ki, maddeden evvel mânâ, antimadde, metafizik ve metapsişik vardır. Belki madde de gidip onlara dayanmakta ve ruhun ölçülerine göre bir biçime girmektedir. İnsan vücudunda da bu ölçüyü temin eden yine ruhtur. Ne var ki, ruhçular bu meselenin sadece bir yönünü ele alıp ifade etmektedirler. Ruh, şuurlu bir kanun-i emrîdir ve insanın dublesi mahiyetindedir. İnsanın bu dublesi, aynen insana benzemektedir ve bir kalıp gibidir. Buna onun perispirisi de diyebiliriz. Her ne kadar onun kendine göre bir ağırlığı olsa da bu, kat’iyen gramlarla tartılamaz. İnsana benzeyen bir ikinci varlığı insan kendi mahiyeti içinde taşımaktadır. Bu, ayrıldıktan sonra vücutta denge bozulmakta, hücreler birbirine elveda deyip ayrılmakta ve bütün bunları bir tefessüh takip etmektedir. Ruhun cesede nezareti, bir kısım şehitlerde olduğu gibi devam ederse, cesedin çürümemesi ve dağılmaması da bahis mevzuu olabilir. Bunu değişik yerlerde misalleriyle arz etmiştim. Tahnit edilmeden (mumyalanmaya tâbi tutulmadan) gömülen nice şühedâ vardır ki, bunların cesetleri yüz sene sonra çıkarıldığında hiçbir arızaya maruz kalmadıkları görülmüş ve sapasağlam oldukları müşâhede edilmiştir. Bu da Allah’ın koruması ve himaye etmesiyle bir bakıma ruhun nezareti altında cesetlerinin devam ettiğine delâlet eder ki, madde bütünüyle ruha dayanmakta ve mevcudiyetini sürdürmektedir.

103