İçeriğe geç

Binaenaleyh câzibe ve dâfianın verâsında da bunlara hüküm ve kumanda eden küllî bir ruh vardır. Nitekim büyük bir zat, insanların küre-i arza câmid nazarıyla baktıklarını, ancak kendisinin küre-i arza canlı bir hayvan nazarıyla baktığını ifade etmiştir.[4] Zira tıpkı insanın cismi üzerinde hükmeden, kumanda eden bir ruhu olduğu gibi topyekûn küre-i arzın dalına-budağına hükmü geçecek, en azından onlardan müterakki elfâza ve kelimâta tercüman olacak, fiilî ibadetini alkışlayıp Allah’a takdim edecek, onun keyfiyetine uygun bir melek ve ruh vardır ki bütün eşyanın ibadetini temsil etmektedir. Küre-i arza, güneş sistemine, Samanyolu’na müekkel melek/melekler vardır.

İşte bütün bu sistemler, materyalist bir ölçüyle câzibe-dâfiaya verilse de, haddizatında meselenin niçin ve nedeninde küllî ruh diyebileceğimiz veya felsefecilerin ervâh-ı sâriye dedikleri –tabir hata olabilir– Cenâb-ı Hakk’ın icraatının alkışçıları olan meleklerin bulunduğu görülecektir ki, onlar, maddeye tekaddüm etmişlerdir ve maddeden evvel gelirler.

Bizim varlığımızda da ruh evvel gelir. Henüz sperm, yumurtayla buluşup canlı olma safhasına, yani ceninlik devresine girdiği andan itibaren ona –Allah’ın emriyle– ruh, hayat nefh edilir, ondan sonra canlanır. Orada dahi insanın maddesinde ölçüyü ve dengeyi tutan, temin eden yine ruhtur. Ruh çıkınca da ceset dağılır ve her şey dejenerasyona maruz kalır.

102