Burada dikkatlerinizi bilhassa şu hususa çekmek istiyorum. Ruh-i küllî ve akl-ı küllî dediğimiz şey, topyekûn kevn ü mekânları içine alabilecek bir mahfaza ve mazmunun adı ise, bütün sistem ve nebülozlar ve bütün hey’ât sistemleriyle o ruh ve kalıp içinde onlara bağlı demektir. Yani onun şeklini o vermekte, onun içine girince de câzibe (çekme) ve dâfia (itme) ona göre olmaktadır. Çünkü câzibe de, dâfia da itibarî şeylerdir. Bunu izah etmek de çok zordur. Bu mevzuda Newton bir şey demiş, Einstein gelmiş konuyu bütün bütün katıp karıştırmıştır. Ve hiçbir zaman meselenin hakikati anlatılamamıştır. Hâdiselerin oluşuna göre meseleye bir tarif getirilmeye çalışılmış ise de meselenin niçin ve nedenine hiçbir zaman inilememiştir. Zaten meselenin niçin ve nedenine inmekten ilim çok defa kaçmayı tercih etmektedir. Aslında bu, felsefenin mevzuudur ve bir nazariyeler mecmuasıdır. Binaenaleyh ne Newton ne de Einstein meselenin niçin ve nedenine bir çözüm ve tahlil getirmemiş, belki keyfiyet ve oluşla alâkalı bir ifade ortaya koymuşlardır. Biri yerçekimi demekte, diğeri ise meseleyi hayyize bağlamakta ve Öklid’in hendesesine sırtını dönmektedir. Ancak hiçbiri çekim mevzuunda ciddi bir çözüm ortaya koyamamıştır. Hele yeni yeni peyklerin fezaya gitmesi ve mekân hakkında daha ciddi malumatlara sahip olmamız karşısında bugün yerçekiminin pek de Newton’dan anladığımız gibi olmadığı açık seçik ortaya çıkmıştır. Yerçekimi mevzuu her yerde aynı şekilde geçerli bir ölçü ve kanun değildir.